Sorun Pitbull’da değil onları dövüştürenlerde

 

Zaman zaman saldırı, yaralanma ve hatta ölüm haberleriyle gündeme gelen Pitbull’lar şimdi de üç bakanlığın toplatma kararıyla yeniden gündemde. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu 24 Haziran 2004’te çıkarılan Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14. maddesinde yer alan; “Pit bull terrier, Japanese tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; sergilemek ve hediye etmek yasaktır” maddesinin artık uygulanacağını, bunun için genelge yayınladıklarını açıkladı. Yasanın yürürlüğe girmesinden tam altı yıl sonra yapılan bu açıklama İçişleri Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nı da harekete geçirdi ve her iki bakanlık da sözkonusu köpeklerin toplatılması için teşkilatlarına talimat verdi.

HaberVs’nin 16 Ocak 2008’de yayınladığı “Pit bull beslemek kâğıt üzerinde suç, fiilen değil” başlıklı haberde bu tür köpeklerle ilgili yasa maddelerinin uygulanmadığı, zaten uygulayacak herhangi bir birimin de bulunmadığı belirtiliyordu. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nu altı yıldır uygulanmayan yasa maddelerini uygulamaya kim veya ne ikna etti şimdilik meçhul ancak bilinen bir şey var ki basında “pitbull terörü” olarak adlandırılan sorunun kaynağında köpekler değil, onların sahipleri yatıyor. Aslında karakter olarak diğer köpeklerden fazlaca bir farkı bulunmayan Pitbull’lar yıllardır yasa dışı köpek dövüşlerinde kullanılıyor, vahşi bir şekilde yetiştiriliyor ve bu şekilde yetiştirilen hayvanlar sokakta “terör” yaratıyor.

Canavar Pitbull nasıl yetişiyor?

HaberVs, Pitbull Terrier cinsi köpeklerin kullanıldığı köpek dövüşlerine katılan Pitbull sahiplerine ulaştı ve hem köpek dövüşlerinin hem de dövüş köpeği yetiştirilmesinin ayrıntılarını öğrendi…

Vahşetin gerçek kaynağı olan Pitbull eğitmenlerinden biri olan K.H., dövüşler için eğitilen pitbulları ring boğası olarak adlandırdıklarını söylüyor. Saldırgan pitbulların nasıl eğitildiğini anlatmaya başlayan K.H. bu köpeklerin yavruluk dönemlerinde alınıp tıpkı insanlar gibi spor yaptırılarak kondisyonlarını artırdıklarını anlatıyor.

Güçlenmeleri için yurtdışından kas iğneleri getirterek bu yavru köpeklere vurduklarını söylen K.H. “Çeneleri kuvvetlensin diye gelişim çağındaki pitbulları yüksek yerlere asılan lastik ve halatlarla günde 2, 3 sefer olmak üzere yarım saatle ile bir saat arasında çenelerinden asıyoruz” diyor. Koşu bantları, uzun koşular, ağır zincir taşıtma gibi çalışmalar da bu antremanların diğer parçaları. Bu şekilde 6-7 ay eğitilen yavrular sonunda vahşi bir dövüşçü haline geliyor.

Bir başka Pitbull eğitmeni E.E. ise bazı insanların sokaklarda gördüğü pitbull cinsi köpeğin kedileri öldürmesi veya başka bir sokak köpeğini öldürmesinin sahipleri tarafından bahisli maçlar öncesi köpeğin vahşilik kazanması için yaptırıldığını söylüyor. Bu köpeklerin doğdukları günden itibaren “parçala, öldür” komutlarıyla eğitildiklerini belirten E.E., Türkiye’de de özel olarak organize edilen köpek dövüşlerinin yaygın olduğunu söylüyor.

Pitbull dövüşleri

Pitbull eğitmeni E.E., bu köpeklerin kilolarına göre kendi klasmanlarında dövüştürüldüğünü ve tıpkı spor turnuvalarındaki gibi kupa ile ödüllendirildiğini anlatıyor. Bu tür organizasyonların ülkemizde yasak olduğunu belirten K.H. ise dövüşlerin gece düzenlendiğini ve her dövüşün yaklaşık 1 ile 2 saat arasında sürüdüğünü ve organizasyonda 4-5 maç yapıldığını söylüyor. Genellikle geceyarısı başlayan maçlar sabahın erken saatlerine kadar sürüyor ve köpeklerin aldıkları yaralara müdahale etmek için dövüşlerde veteriner de bulunduruluyor.

K.H., bu dövüşlerde kişi başına 500 ile 1000 arasında bahislerin döndüğünü ve bahsi kazananların, bu kârın yüzde 10’unu köpek sahibine verdiğini söylüyor. K.H.’nin verdiği bilgiye göre bu işin mafyası tarafından organize edilen büyük köpek dövüşleri Gebze, İzmit’teki fabrikalarda geceleri düzenleniyor. Bahis olmayan maçların ise mahalle aralarında, gecekondularda hatta inşaatlarda düzenlendiğini belirten K.H., bu maçların büyük organizasyonlardan önce köpeklerin deneyim kazanması amacıyla düzenlendiğini söylüyor. (Yukarıdaki videoda istanbul Beşiktaş’ta bulunan metruk bir kamu binasının terasında gerçekleştirilen bir antreman maçını görebilirsiniz)

Sorun Pitbull’da değil sahiplerinde

Veteriner Hekim Gamze Önatılgan, Pitbulların diğer köpekerden farklı olmadığı ve yetiştirlme şekilleri yüzünden insanların korkulu rüyası haline geldiğini belirterek, korkulması gerekenin Pitbull mu yoksa onu yetiştiren sahipleri mi olduğu sorusunu ortaya atıyor.

“Pitbull’lar maalesef son zamanlarda çıkan haberlerden sonra yanlış tanınıyor. Bilenin aksine Amerikan Pitbull Terrierler tamamiyle zararsız ve sahibine düşkündür” diyen Gamze Önatilgan’ı Köpek eğitmeni Güngör Çilli de onaylıyor:
“Pitbulllardaki sorun bilinçsiz eğitim ve yetiştirme yöntemleridir. Aslında bu köpek ırkı eğitime yatkın, sahibinden komut almayı seven köpeklerin başında gelmektedir. Bilinçsiz sahiplerden kaynaklanan, saldırgan, agresif olmaları için çeşitli yöntemler uygulanan, adeta birer ölüm makinası haline getirilen köpekler haklı olarak insanlarda korku yaratıyor.”

Sonuç olarak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kararıyla köpeğini veterinere kaydettirmiş ve büyük bir ihtimalle hayatında hiç bir zaman köpek dövüşü görmemiş Pitbull sahiplerinin köpekleri toplanacak ve barınaklarda kötü koşullarda ölüme terk edilecek. Diğer yandan hiç bir zaman kayıt altına girmemiş dövüşçü Pitbulllar muhtemelen yasa dışı köpek dövüşlerinde yine birilerine para kazandırmaya devam edecek…

Danslı günler başladı

Üniversitelerarası Dans Festivali 16 Nisan Cuma akşamı Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde başladı. On yıldır faaliyetine devam eden İstanbul Bilgi Üniversitesi Dans Grubu da festival katılımcıları arasındaydı. Her yıl düzenli olarak festivale hazırlanan Bilgi Dans Grubu’nun kuruluş amacını “Dans severleri aynı çatı altında buluşturmak” olarak tanımlayan ekip çalıştırıcılarından Samet Alyu, 1984 doğumlu ve sekiz yıldır dans … Devamını oku

Çınarın dibindeki hazine

İstanbul Ümraniye’de mahalle sakinlerinin çabalarıyla yayınlanan Çınardibi dergisi, üç yıldır kendi yağıyla kavruluyor. Özellikle çocukların katkısıyla hayat bulan dergi, “Yozlaşmaya karşı kültürü, yalnızlaşmaya karşı toplumsallaşmayı” amaç ediniyor. Dergi, bir grup gönüllünün bir araya gelmesiyle oluşan Çınardibi Kültür Merkezi çatısı altında yayınlanıyor. Mahalle inisiyatifi olarak çalışan Çınardibi Kültür Merkezi, dergi yayınının dışında kadınlara okuma yazma öğretmek, mahalle sakinlerini tiyatro ve sinemayla tanıştırmak, futbol, basketbol takımı kurmak, gitar, bağlama, ingilizce ve matematik kursları açmak gibi faaliyetlerde de bulunuyor. Kadınların toplum içindeki rolünün artırılması için çalışan dernek üyeleri, yola çıktıkları ilk zamanlarda önyargılarla karşılaştıklarını, çeşitli tepkiler aldıklarını, bazı öğretmenleri ve aileleri ikna etmek için çaba sarfettiklerini anlatıyorlar.

Derginin çıkış amacının kendini ifade etme kanalı bulamayan sıradan insanlar için bir platform yaratmak olduğunu belirten gönüllüler, çocukların konuya büyüklerden daha fazla ilgi gösterdiklerini söylüyor. Derginin editörü Devrim Boran, bu projeyi hayata geçirmeden önce çok yoğun çalıştıklarını, ancak çocukların katılımını ve havesini görmenin her türlü yorgunluğa değdiğini ifade ediyor. .

Kendi mahallesinde ortaya çıkıp tüm Ümraniye’ye yayılmaya başlayan Çınardibi dergisi, yok olmaya yüz tutmuş “mahalleli” kavramını korumaya çalışırken, çocukların sosyalleşmesi adınada önemli işler yapıyor.

Türkiye’nin konuştuğu klip

Son günlerde Türkiye’deki internet kullanıcıları arasında tam bir “Doğa için çal” çılgınlığı yaşanıyor. “Türkiye’deki doğa varlıklarının korunmasına yönelik bilincin, gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunmak” amacıyla kurulan www.agaclar.net sitesinin bir projesi olan “Doğa İçin Çal” (www.dogaicincal.com) yarattığı müzik mozaiği ile şu sıralar oldukça dikkat çekiyor.

Doğa İçin Çal projesinin ilk ürünü olan Divane Aşık gibi klibi organizasyonun resmi web sitesine yükleneli henüz bir bile ay olmasına rağmen Google’da “doğa için çal” araması yapıldığında listelenen sonuç sayısı 1 milyon 240 bine ulaşıyor.

Hasan Tunç’un daha önce Laço Tayfa, Erkan Ogur, Kazım Koyuncu, İsmail Hakkı Demircioğlu gibi sanatçılar tarafından yorumlanan “Divane Aşık Gibi” isimli eserini, Türkiye’nin çeşitli illerinde doğup, farklı müzik kültürleri ile yetişen 45 sanatçı yeniden yorumluyor. Yaklaşık 7 buçuk dakika süren parçaya çekilen video klip, şu sıralar sosyal tüm paylaşım platformlarında ve bloglarda büyük bir ilgi görüyor. Fırat Çavaş yönetiminde yapılan ve kolaj niteliği taşıyan “Doğa İçin Çal”, Dünya’nın içinde bulunduğu iklim değişiklikleri, buzulların erimesi, seller, taşkınlar ve bu gibi doğa olaylarına tamamen duyarsız kalan insanlara karşı, birlikten kuvvet doğar düşüncesiyle ortaya çıkan tepkisel bir proje.

Ekim ayı başında klibin internete yüklenmesinin ardından Osman Tan Erkır’ın Fox TV’deki Popstar Alaturka programında klibi yayınlamasıyla projeye yönelik ilgi patlamasının da fitili ateşlenmiş oldu. Klip yalnızca resmi web sitesi olan dogaicincal.com’da değil, Vimeo, İzlesene, Vidivodo ve YouTube gibi video paylaşım platformlarında da hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşıyor. Örneğin Youtube’da klip 37 ayrı kullanıcının sayfasından izlenebiliyor ve bu sayfalardaki toplam izlenme sayısı 120 bini aşıyor..

Projenin yönetmenliği yanında kurgu, düzenleme, kayıt ve miks işlemlerini de üstlenen ses tasarımcısı Fırat Çavaş, ticarî bir beklentisi olmadığını; amacın, var olan doğa derneklerine dikkat çekmek olduğunu ve projeye gösterilen ilginin bu amacı yerine getirdiğini belirtiyor.. Mayıs sonu başlanan projenin 5 aylık bir süreçte tamamlandığını belirten Çavaş, kameranın hobisi olduğunu ve şu an eğitim aldığını ancak proje sürecinde video konusunda bir eğitimi olmadan projeyi gerçekleştirdiğini anlatıyor. Videonun handycam’le çekildiğini ve çekim sırasında yaşanan en büyük zorluğun mekan bulmak olduğunu söyleyen Çavaş, kayıt konusunda doğallığı korumak için çok iyi bir mikrofon kullanmadığını ve bazı dış sesleri de kayda ekledikten sonra parçayı mastering için Barış Büyük’e devrettiğini belirtiyor.

Fırat Çavaş kimdir?
Fırat Çevaş 1978’de doğdu. 7 yaşında piyano çalmaya başladı ama lise yıllarında gitara yöneldi. Gitarla aynı anda başladığı Bas Gitar’dan kopamadı ve Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde Bas Gitar eğitimine başladı. 3’üncü ve 4’üncü sınıfta bölüm birincisi olarak 2003 yılında mezun oldu. Feridun Düzağaç, AF, Boomerang, Baybora, Burak Kut, Hülya Avşar ve bunlar gibi bir çok isime eşlik etti. Müzisyenliğin yanı sıra profesyonel olarak tonmayster ve post prodüksiyonla ilgileniyor ve amatör olarak video çekimleri ve montaj yapıyor.

 Dünyada ve özellikle Afrika’da müzik okulları açıp barışı ve kültürü ülkeler arasında yaymayı amaçlayan, çalışmanın yurt dışındaki örneği olan ve Whitney Kroenke Burditt tarafından yönetilen “Playing for Change” (www.playingforchange) Stand By Me (John Lennon), One Love (Bob Marley), No More Trouble (Bob Marley), Bring It On Home To Me (Sam Cooke) gibi parçaları proje kapsamında onlarca müzisyeni bir araya getirerek coverlamıştı. “Doğa İçin Çal” projesinin de yeni parçalarla devam edeceğini belirten Çavaş, “Divane Aşık Gibi” isimli esere çekilen videonun sadece bir başlangıç olduğunu söylüyor.

“Playing for Change” proje ekibinin bilgisi dahilinde desteklenen “Doğa İçin Çal” projesinin gördüğü büyük ilgi, insanların dikkatini doğaya çekmek ve insanların doğa olaylarına dair biraz daha bilinçlenebilmesini sağlamak için atılan adımın hedefi büyük ölçüde bulduğunu gösteriyor.

Taksim’de 1 Mayıs marşı

1 Mayıs’ın kutlanması konusunda sendikalarla hükümet ve İstanbul valiliği arasında ortaya çıkan gerginlik geçen yıldan farklı olarak bu yıl Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylenmesiyle sona erdi.

Sabah 9:30 civarında DİSK genel merkezi’nden ayrılan işçiler ve KESK üyesi memurlar uzun süre Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde polis tarafından bekletildiler.

Yan sokaklardan caddeye çıkmak isteyen gruplarla polis arasında çatışma uzun süre devam etti. Bu arada yine yan sokaklardan ana korteje katılmak isteyen gruplar da polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Bu müdaheleler zaman zaman ortamın aşırı derecede gerilmesine neden oldu.

Daha sonra Osmanbey’den Harbiye, Elmadağ ve Taksim yönüne yürüyüşe geçen DİSK ve KESK korteji çeşitli duraklamalarla Taksim’e ulaştı. İşçilerin buradaki bekleyişi sonrası polis barikatının açılmasıyla üç bin kişi civarındaki grup Taksim Meydanı'nı doldurdu. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’na topluca ulaşmış oldu.

Kazancı Yokuşu önünde toplanan kalabalık 1 Mayıs 1977’de gerçekleştirilen provokasyon sonucu hayatını kaybeden 36 kişiyi andı ve ardından yıllar sonra ilk kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs marşı toplu olarak söylendi.

Gösteride konuşan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve KESK Başkanı Sami Evren bunun bir başlangıç olduğunu belirterek işçi sınıfının yoksulluk ve yolsuzluğa karşı mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler.

Konuşmalar sırasında Taksim Atatürk Anıtı çevresi bir şenlik alanı görünümündeydi. 13:30’da ise mitingin sona erdiği duyuruldu.

Karaca Ahmet’in gerçek mezarı

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karaca Ahmet Sultan gibi halk ozanı ve dervişlerin Anadolu’da, hatta kimi zaman Türkiye sınırları dışında onlarca türbesi ya da makamı (yeri) bulunuyor. Bu mekânların her biri yoğun ziyaret alırken, gerçek kabirlerin nerede olduğu tarihçiler tarafından da tartışılıyor. Hacı Bektaş Veli dergâhında yetişen ve adı, İstanbul’da kendi dergâhını kurduğu yere … Devamını oku

5 liraya karın doyar mı?

Hızlı kent yaşamı ve ağır iş koşulları İstanbul’da birçoğumuzu haftanın en az bir kaç günü, kimimizi de haftanın her günü dışarıda yemek yemeğe zorluyor. Oysa dışarıda karın doyurmak hem pahalı, hem de çok sağlıklı değil. Her gün fast food’la beslenenlerin hali ortada. O zaman imdadımıza hem cüzdanımızı hem de bünyemizi yormayacak, İstanbulluların geleneksel karın doyurma … Devamını oku

Anaç Barbie’nin fendi, seksi Bratz’i yendi

Leopar desenli kürkleri, file çorapları, platform topuklu ayakkabıları, abartılı makyaj ve takılarıyla seks kokan Bratz, 50 yıllık Barbie’nin mutlak saltanatına çok kısa zamanda son verdi. Fakat, devran döndü Bratz yolun sonuna geldi. Amerika’da Bratz’in üreticisi MGA firmasına, Barbie’nin üreticisi Mattel firmasının açtığı telif haklarıyla ilgili dava geçtiğimiz haftalarda sonuçlandı. Mattel, Bratz’in aslında kendi firmalarına ait … Devamını oku

İki Hrant, son kez

Video: Garabet Orunöz

Hrant Dink’in son görüntülerinden biri 14 Haziran 2006’da, Garabet Orunöz tarafından kaydedildi. İlk kez HaberVesaire‘de yayınlanan bu amatör kaydın birden fazla anlamı var.

Kaydın yapıldığı yer İstanbul Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı. Görüntüde yer alan insanlar ise, bu vakfa ait olan Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’ndan (Kamp Armen) yetişenler ve aileleri. Hrant Dink bu kampın ilk çocuklarındandı. İnşaatın başladığı 1963’ten “azınlık vakıflarının mülk edinemeyeceği” gerekçesiyle arazinin ellerinden alındığı 1983’e kadar Tuzla’daydı. Bu 20 yılda, büyük çoğunluğu öksüz ya da yetim bin 500 çocuk Kamp Armen’in ekmeğini yedi. Video görüntülerini bizimle paylaşan Garabet Orunöz de o bin 500 çocuktan biri.

Kamp Armen’in “çocukları” 14 Haziran 2006’da Gedikpaşa’da, okullarının kurucusu ve müdürü Hrant Küçükgüzelyan’ı görebilmek için toplandı. Küçükgüzelyan (çocuklarının taktığı isimle Baron), 12 Eylül’den sonra “Ermeni militan yetiştirme” gerekçesiyle yargılanmış ve hapis cezası almıştı. Küçükgüzelyan 8,5 ay sonra serbest kaldığında Türkiye’den ayrılmak durumunda kaldı ve Marsilya’ya yerleşti. Kampı, son üç yılında Hrant Dink idare etti.

İşte Haziran 2006’daki bu buluşma da, Hrant Küçükgüzelyan’ın 25 yıl sonra Türkiye’ye ilk gelişinde nedeniyle gerçekleşti. Küçükgüzelyan gelmeden önce Dink’i aramış ve yetimhanedeki çocukları görmek istediğini söylemişti. Dink’in evinde yapılması düşünülen buluşma, katılımın artması üzerine Gedikpaşa’daki kiliseye alındı. Küçükgüzelyan İstanbul’da 17 gün geçirdi ve bu sürede Dink’in evinde kaldı.

Küçükgüzelyan, Dink’in öldürülmesinden sonra kendisine ulaşan Star gazetesinden İnci Döntaş’a şunları söylemişti: “Hrant bana ‘Her zaman gel’ dedi. Hrant yaşasaydı yine gelirdim, şimdi kime geleceğim?”

Bir daha gelmedi, gelemedi. Dink’in ölümünden dokuz ay sonra 6 Ekim 2007’de, 87 yaşında Marsilya’da hayata gözlerini yumdu ve orada defnedildi.

Görüntüler

Garabet Orunöz’ün kaydettiği ilk video Hrant Dink’in konuşmasıyla başlıyor. Dink, Kamp Armen’e Anadolu’dan getirilen ve tuvalet eğitimi olmayan çocukları eğitebilmek için Küçükgüzelyan’ın icat ettiği “kalem oyunu”nundan bahsediyor.

(Garabet Orunöz’e göre Küçükgüzelyan bu oyunu, Silopi’den kampa getirilen çocukların bir türlü tuvaletin deliğini tutturamamaları ve etrafı kirletmeleri üzerine uydurmuş. Ama sadece onlara değil kamptaki tüm çocuklara günler boyunca oynatmış. Ve gerçek amacın tuvalette deliği tutturmak olduğunu söylememiş. Günler sonra çocuklar oyunda başarı sağlamaya başlayınca “Aynı şeyi tuvalette de yapın” demiş.)

Dink’ten sonra ayağa kalkan Küçükgüzelyan, kampın kendine özgü “dişçi” oyununu anlatıyor. (Hasta rolü oynayan bir çocuk, dişçiyi oynayan bir diğerine muayene oluyor. Ancak hasta, dişçinin elinde kömür olduğunu bilmiyor. Dişçi, hastayı muayene ederken bir taraftan da onun yüzünü boyuyor. Hasta ayağa kalkıp aynaya bakınca durumu anlıyor.)

Küçükgüzelyan oturduktan sonra tekrar konuşan Dink, “O oyunun iki türlüsü vardı” diyerek hastayı oynayan çocuğun da ağzına su doldurarak muayene sonunda dişçinin suratına fışkırttığını anlatıyor.