Meyhanede müzayede

Dört yıl önce kitap kafe olarak açılan ve daha sonra meyhaneye dönüşen Beyoğlu’ndaki Antika Meyhane, 26 Aralık 2010 Pazar günü yapılacak müzayedeye hazırlanıyor. Müzayedede Osmanlı geleneksel sanatlarından çalışmalar, gümüş ve tesbih koleksiyonları yanı sıra antika porselenler, camlar, vazolar, fincanlar müşteri arayacak. Bu etkinliğin diğer müzayedelerden farkı meyhanede gerçekleşecek olması değil sadece: Satışa sunulacak eserlerin müzayedeye … Devamını oku

Alım Garantili Lale Soğanı

İstanbul yeni bir “lale sezonu”na hazırlanıyor. İçinde bulunduğumuz günlerde belli başlı meydan, cadde ve parklara dikilen milyonlarca lale soğanının mart ortalarından itibaren çiçeklenmesiyle baharı, -İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tanımlamasıyla- bir festival ile karşılayacağız. Gelgelelim kent halkının tümü bu “festivali” aynı sevinçle kutlamıyor. Metropolü şenlendiren laleler çoğu kez olumlu bir uygulama olarak nitelendirilirken, bu renkli örtünün kente … Devamını oku

Yangının ilk görüntüsü

Haydarpaşa yangınının ilk görüntüleri HaberVs tarafından kaydedildi.

Dün saat 15:00 sularında başlayan Haydarpaşa Garı’ndaki yangını duyuran ilk medya kuruluşu saat 15:26’da ekrana “son dakika” notu düşen TGRT Haber olmuştu. Onu sırasıyla Kanal 24, STV Haber ve NTV izledi. TGRT olay yerinden canlı görüntü vermeye ise 15:38’de başlamıştı.

HaberVs. ne haberi ilk duyarabildi, ne de ilk canlı yayını gerçekleştirdi.Ama yangın henüz medya tarafından duyurulmadan önce olay yerindeydi. Muhabirimiz Serhat Keskin, yangının başladığı dakikalarda iskeleye yanaşmak üzere Haydarpaşa’ya gelen Kadıköy vapurundaydı. Keskin’in 15:18’de kaydettiği video, yangına dair basında yer almış de ilk görüntü olma özelliğini taşıyor.

Keskin’in kaydettiği yaklaşık bir dakikalık ilk görüntüde yangının -gara ön cepheden bakıldığında- çatının sol tarafından başladığı görülüyor. Ve bu kısa süre zarfında hızla sağdaki kuleye doğru yayılarak çatının tümünü etkisi altına alıyor.

İkinci video, vapur Kadıköy’e ulaştıktan sonra kaydedilmiş. Saat 15:27’de başlayan ve yine bir dakika süren bu videoda da yangına henüz müdahale edilemediği görülüyor.

Çınarın dibindeki hazine

İstanbul Ümraniye’de mahalle sakinlerinin çabalarıyla yayınlanan Çınardibi dergisi, üç yıldır kendi yağıyla kavruluyor. Özellikle çocukların katkısıyla hayat bulan dergi, “Yozlaşmaya karşı kültürü, yalnızlaşmaya karşı toplumsallaşmayı” amaç ediniyor. Dergi, bir grup gönüllünün bir araya gelmesiyle oluşan Çınardibi Kültür Merkezi çatısı altında yayınlanıyor. Mahalle inisiyatifi olarak çalışan Çınardibi Kültür Merkezi, dergi yayınının dışında kadınlara okuma yazma öğretmek, mahalle sakinlerini tiyatro ve sinemayla tanıştırmak, futbol, basketbol takımı kurmak, gitar, bağlama, ingilizce ve matematik kursları açmak gibi faaliyetlerde de bulunuyor. Kadınların toplum içindeki rolünün artırılması için çalışan dernek üyeleri, yola çıktıkları ilk zamanlarda önyargılarla karşılaştıklarını, çeşitli tepkiler aldıklarını, bazı öğretmenleri ve aileleri ikna etmek için çaba sarfettiklerini anlatıyorlar.

Derginin çıkış amacının kendini ifade etme kanalı bulamayan sıradan insanlar için bir platform yaratmak olduğunu belirten gönüllüler, çocukların konuya büyüklerden daha fazla ilgi gösterdiklerini söylüyor. Derginin editörü Devrim Boran, bu projeyi hayata geçirmeden önce çok yoğun çalıştıklarını, ancak çocukların katılımını ve havesini görmenin her türlü yorgunluğa değdiğini ifade ediyor. .

Kendi mahallesinde ortaya çıkıp tüm Ümraniye’ye yayılmaya başlayan Çınardibi dergisi, yok olmaya yüz tutmuş “mahalleli” kavramını korumaya çalışırken, çocukların sosyalleşmesi adınada önemli işler yapıyor.

İstanbul’un ‘tatlı’ belleği: Baylan

HaberVs muhabirleri Sinem Yapıcıkardeşler ve Niso Esim, Harry Lenas’la, sadece İstanbul’un en eski pastanesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin en köklü markalarından Baylan’ın kakao ürünleri firması ALTINMARKA’ya satışının yapıldığı haberi üzerine görüştü. Ve pastanenin ikinci kuşak sahibi Lenas, firmayla imzaladığı ortaklık anlaşmasını yukarıdaki sözlerle cevapladı: “Bu firma ölmesin. Ben 86 yıl taşıdım bu bayrağı. Ama benim kendi çocuğum yok. Anlaşma, bu bayrağın taşınması için yapıldı.”

Hemen düzeltelim; Baylan’ın Ülker Grubu’na satıldığı haberi geçtiğimiz günlerde basında yer almıştı. Satış haberi doğru olmakla birlikte, anlaşmanın yapıldığı firmanın ismi bu haberlerde yanlış verildi. Harry Lenas’ın aktardığına göre o hayatta olduğu sürece (yaşının yazılmasını istemiyor!) yönetim Lenas’ta olacak. Lenas’tan sonra yönetim bu firmaya geçecek.

“Baylan İstanbul için –hatta, Harry Lenas’ın mütevazılığını bir an için unutup- Türkiye için ne ifade ediyor” diye soralım. Cevabı epey uzun:

İlk Baylan, 1923’te Beyoğlu’nda açılıyor. (Pastanenin ilk ismi, Fransızca L’Orient (Şark) sözcüğünün okunuşu olan Loryan). Beyoğlu’ndaki bu ilk pastaneyi, 1925’te Karaköy meydanındaki ikinci şube izliyor. Arnavutluk göçmeni, Rum Filip Lenas’ın açtığı bu iki işletme kısa zaman içerisinde dönemin önemli pastaneleri Markiz, Lebon ve Moskova ile rekabet edebilecek seviyeye gelir. Çünkü Filip Lenas, pastacılığı Fransızların çalıştırdığı ve Türkiye’nin ilk çikolata imalathanesi Mulatiye’de öğrenmiştir.

Her iki şube de, muhit değiştirmemekle birlikte farklı binalara taşınıyor. Bu şubeleri, 1939’da Karaköy’de faaliyete geçen Baylan Çikolata Fabrikası izliyor. Ve tıpkı şubeler gibi bu fabrika da 1953’te taşınarak Gayrettepe’ye gidiyor. Ancak “kötüleşen şartlara dayanamayan” Beyoğlu Baylan 1967’de, fabrika 1984’te, bugün Axa Oyak’ın bulunduğu tarihi binada faaliyet gösteren Karaköy Baylan ise, bu binanın onarıma girmesiyle 1992’de kapanır.

Ansiklopedilerde bulabileceğimiz bilgiler Baylan’ın Cumhuriyet’le başlayan öyküsünün kilometre taşlarını belirtiyor. Ancak, insanlar için ne ifade ettiğini pastanenin internet sitesindeki şu bilgide bulabiliyoruz:

“Karaköy’deki Baylan Tünel ile Karaköy’e inen Kadıköy yolcularından bir çoğunun vapura koşmadan önce ayakta ‘Cup Griye’ yedikleri, pasta ve çikolata aldıkları bir dükkan konumundayken, Kadıköy Baylan da asmalı bahçesiyle her yaştan insanın severek gittiği bir pastane olarak bilinir. Beyoğlu’ndaki Baylan ise her dönemde ünlü edebiyatçıların buluştukları, toplanıp söyleşiler yaptıkları bir yer olarak anılarda kaldı.”

Yine sitedeki bilgiye göre Beyoğlu Baylan’ın müdâvim edebiyatçıları arasında Attila İlhan, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haldun Taner, Cemal Süreyya, Salah Birsel, Peyami Safa, Orhan Kemal, Orhan Duru, Ahmet Oktay, Fethi Naci, Leyla Erbil, Tomris Uyar ve Sevim Burak gibi isimler var. “Baylancılar” olarak anılan bu isimlerin yarattığı ekol edebiyatımızda Baylancılar Akımı olarak anılıyor.

İşte Baylan’ı nostaljik bir ansiklopedi maddesi yapmaktan öteye ve bugüne kadar taşıyan yer ise, Filip Lenas’ın küçük oğlu Mihal tarafından 1961 yılında açılan Kadıköy şubesi. Kadıköy Baylan, günün her saati işinin başındayken görebileceğiniz Haryy Lenas tarafından yönetiliyor.

Doğrusu Harry Lenas da sahibi olduğu Baylan gibi ansiklopedide maddesi yazılabilecek bir isim. Filip Lenas’ın büyük oğlu Harry, alaylı babasının aksine pastacılık eğitimini Zuckerbaecker Schule (Viyana) ve Richmont Fachshule’de (Luzern, İsviçre) almış. Mövenpick Restaurant’da çalışmış, Gefrat Solingen’de çikolatacılık kurslarına katılmış. 1954’te Türkiye’ye döndüğünde Karaköy’de tünel çıkışının karşısında ilk gündüz barı “Tagesbar”ı açmış.

İşte Baylan’ın damaklarımıza armağan ettiği, başta Cup Griye olmak üzere pek çok tatlı lezzet Harry Lenas’ın elinden çıkma. Baylan Pastanesi, 1960’lı yıllarda çıkardığı ürünlerle Türkiye’de tatlı sektörüne yön veren bir marka haline geldi. Ve 86 yıl önce başladığı, günün tanımıyla “butik” üretimi bugüne taşıdı.

Baylan ve Harry Lenas, İstanbul’un “tatlı belleği”. Ama Lenas’ın, bu sayfadaki kutucuğa tıklayarak izleyebileceğiniz görüntülü haberin sonunda söylediklenin altını çizmek lazım: “Fazla şube açmayacak Baylan. Çünkü fazlalaşırsa kontrolü de kaçırırsın, kaliteyi de bozarsın. Az ve öz olması lazım. Bu meslek el işidir, fabrikasyonla olmuyor. Emek ister.”

Uzun bir ömür dilediğimiz Harry Lenas’ın Baylan hakkındaki temennisinin doğru çıkmasını umuyoruz.

İlk Kadıköy

Video: Müge Ergül – Gökhan Tünay

Salı Pazarı, sadece orta yaşı geride bırakanların hatırlayabildiği ismiyle Kuşdili Çayırı, Kadıköy’ün imar görmemiş son alanı. 1930’lardan itibaren burada kurulan, zamanla markalaşan ve ünü kent dışına taşan, gıda maddesinden ihraç fazlası tekstile her şeyin bulunduğu halk pazarı 2008’in son ayında Hasanpaşa’ya taşındı. Tümüyle boşalan alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından otopark olarak işletiliyor.

Ama İstanbul’un refah düzeyi en yüksek ilçelerinden birinin ortasındaki bu yaklaşık 50 bin metrekarelik “açıklık” ne pazar ne de otopark olamayacak kadar kıymetli. İştah kabartıyor. En az 30 yıldır projeler üretildiği, ancak bir türlü harekete geçilemediği ifade ediliyor. Bunca yıl sonra alanın “Kuşdili Çayırı Sabit Pazar, Kültür ve Rekreasyon Merkezi Kentsel Tasarım Projesi”yle imara açılmasını ise meslek örgütleri ve Kadıköylüler tepkiyle karşılıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Salı Pazarı hakkında yakın gelecekte alacağı karar Kadıköylüleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü gerek Kadıköylülerin ve bilim adamlarının buradan önemli beklentileri var.

Sit alanında inşaat talebi

“Eski Kuşdili Çayırı”, 1981 yılında Bölge Koruma Kurulu tarafından doğal sit alanı ilan edildi. Bu karar yapılaşmayı engelliyordu. Yapılaşmanın önünü ise, Koruma Kurulu’nun alabileceği yeni bir karar açabilecekti. Büyükşehir Belediyesi bu amaçla ilk kez 2002’de 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na başvurdu. Belediyenin getirdiği “Kuşdili Çayırı ve Çevresi Projesi” kurul tarafından beğenildi. Ancak projeyi sunan belediyenin yerine getirmesi gereken daha önemli bir şey daha vardı: Söz konusu yer bir sit alanı olduğu için, bölgeye özel bir “koruma amaçlı imar planı” yapılması gerekiyordu.

10 bin yıllık Kadıköylü
(Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi’nin basın açıklaması)

İstanbul’un en ünlü semt pazarlarından biri olan Kadıköy Salı Pazarı’nın bulunduğu alana İstanbul Büyükşehir Belediyesince ihale edilen “Kuşdili Çayırı Sabit Pazar, Kültür ve Rekreasyon Merkezi Kentsel Tasarım Projesi” Antik Dönem’in en önemli kentlerinden Kalkhedon üzerinde bulunmaktadır.

Kadıköy’ün Kuşdili Caddesi, Kurbağalıdere Caddesi, Söğütlüçeşme, Yoğurtçu Parkı civarı, Altıyol, Hasanpaşa, Çilek Sokak, Yeldeğirmeni, Rıhtım Caddesi gibi bir çok yerinde yapılmış olan kazı çalışmalarında Neolitik Dönem’den Roma Dönemi’ne kadar çok geniş bir zaman aralığına tarihlenen çok sayıda kültür varlığı ve dolayısı ile çok önemli arkeolojik bilgi elde edilmiştir.

Yapılması planlanan kültür ve rekreasyon merkezi inşaatı, Kadıköy ilçesi sınırları içerisinde sistemli arkeolojik kazılarla ortaya çıkartılmış Neolitik Dönem Fikirtepe yerleşmesine de oldukça yakın bir konumdadır. Arkeoloji literatüründe Fikirtepe Kültürü olarak adlandırılan, Marmara’nın ve İstanbul’un en eski yerleşik hayatına ilişkin çok önemli veriler sunan Fikirtepe, Kurbağalıdere’nin hemen kenarında yer almaktadır.

Ülkemizde sıkça rastlandığı gibi inşaat faaliyetleri başladıktan sonra alanın arkeolojik bakımdan önemi kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Oysa bu kez henüz inşaat çalışmaları başlamadan, arkeolojik kazı yapma imkanı bulunmaktadır. Doğru bir projelendirme yapılarak ileriki uygulamalara örnek olma fırsatı kaçırılmamalıdır.

Derneğimiz çağdaş bir sivil toplum örgütü duyarlılığında, konuyu tüm ilgili ve taraflarına duyurmuştur.

Belediye koruma kurulunun kapısını 2006’da tekrar çaldı. Fakat koruma amaçlı imar planı yapılmadığı için kurul tarafından onaylanmadı.

Proje, 2007’de Mimar Hakan Kıran ve ekibi tarafından yeniden yapıldı. Kıran’ın çizdiği projede, alanın ortasında dev bir çadır içinde toplanan 1140 satış noktasının bulunduğu bir alışveriş merkezi ve bunun ortasında da 90 metre yüksekliğe sahip bir kule yer alıyordu. Proje 13 Haziran 2007’de Koruma Kurulu’na, Hakan Kıran’ın da katılımıyla sunuldu. Ancak tüm tartışmalara rağmen yine onaylanmadı.

Derken kurulun yapısı ve müdürü atamalarla değişti. İddiaya göre kurul içinde Büyükşehir Belediyesi’ne yakın üyelerin sayısı arttı. Ve Hakan Kıran’ın projesi 18 Temmuz 2007’deki toplantıda yeni imar planlarıyla birlikte kabul edildi.

Yeşil alan nerede?

Mimarlar Odası Anadolu Yakası Şube Başkanı Arif Atılgan bu gelişmeyi Eylül 2007’de arkitera.com’a şöyle yorumluyordu: “Sit alanı kararı bulunmasına rağmen Hakan Kıran’ın projesi, adeta koruma amaçlı uygulama projesi olarak kabul edildi. Alışveriş Merkezi kapladığı 12 bin metrekarelik alanla meydanın tamamını doldururken çayır ve koruluk vasfı nasıl korunabilecek?”

Mimarlar Odası, ayrı ölçeğe sahip koruma amaçlı iki farklı imar planının aynı anda ve aynı toplantıda kabul edilmesini kanunlara aykırı buluyor. Ayrıca Kuşdili Çayırı’nın, ilçenin ihtiyaçları göz önüne alınarak yeşil alana ayrılması görüşünde ısrar ediyor.

Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığı başvurulara cevap alamayan Mimarlar Odası İstanbul Şubesi çareyi hukuk yoluna gitmekte buldu ve Kuşdili Çayırı’yla ilgili koruma amaçlı imar planlarının iptali için belediyeye iki ayrı dava açtı. Bu davalar devam ediyor.

HaberVs’ye konuşan Mimarlar Odası Kadıköy Şubesi’den Mehtap İnan, Büyükşehir Belediyesi’nin, Kuşdili Çayırı’ndaki alışveriş merkezi projesi ve koruma amaçlı imar planıyla ilgili değişiklikleri gündeme aldığı bilgisini veriyor. İnan “Konuyla ilgili tepkileri dile getirmenin tam sırası” diyor.

Arkeologlar: “Bilimsel kazı şart”

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi ise, Salı Pazarı’nın bugüne kadar hiç dile getirilmeyen farklı bir yönüne dikkat çekiyor. Arkeologlara göre bu alan, İstanbul tarihinin bilinen en eski buluntularını saklıyor. Fikirtepe gibi, yakın çevrede yapılabilen az sayıda arkeolojik kazı, Kuştepe Çayırı’ndaki buluntuların günümüzden 8 bin yıl öncesine uzandığını gösteriyor. Derneğin ikinci başkanı Gülbahar Baran Çelik’ın ifadesine göre antik kaynaklar, Kadıköy’e ismini veren Kalkhedon kentinin limanının Salı Pazarı’nın altında olduğunu ortaya koyuyor.

İşte, meslek örgütleri ve Kadıköylüler, Eski Kuşdili Çayırı’na yapılması düşünülen alış veriş merkezini protesto etmek için 16 Mayıs’ta Salı Pazarı’nda bir araya geldi. Buranın eskisi gibi yeşil alan haline getirilmesi için mücadele edeceklerini, sazlı sözlü bir etkinlikle dile getirdi.

İTO, İstanbul Park’ın hesabını veremiyor

Başlangıç maliyeti olan 25 milyon doların on katına mâl olduğu söylenen İstanbul Park’ın zararının nasıl karşılanacağı bilinmiyor. Projenin sahibi İstanbul Ticaret Odası ise konuyla ilgili soruları cevapsız bırakıyor.