Karşıya ne kadar söz hakkı veriyorsun?


HaberVesaire muhabirleri, gazetecilikte “tarafsızlığı” BBC (British Broadcasting Corporation) örneğinde tartıştı.

SohbetVesaire başlığı altında gerçekleştirdiğimiz söyleşi serisinin ikinci konuğu Gazeteci Kumru Başer’di. Başer muhabir ve editör olarak 22 yıl çalıştığı BBC’deki habercilik pratiğini ve görüşlerini paylaştı.

Bir tarafa ya da siyasi görüşe yaslanmadan, sadece haber odaklı bir gazetecilik mümkün mü?
Britanya’nın resmi haber organı olan ve kamu tarafından fonlanan BBC bunu yapabiliyor mu?

Başer şöyle cevaplıyor:

“Türkiye’de çalışırken olayları kendimize göre yontarak vermeye çalıştığımızı fark ederdim. Bir haberin, olayın tüm yönlerini tam olarak aktardığına emin olamazsam o haberi inandırıcı bulmuyordum. Ben yazmış olsam bile. Aldığınız bir tutum olabilir ve bunu belli de edebilirsiniz. Ama mühim olan, olayın taraflarının olaydan ne anladığını aktarıyor olmanız. BBC’de bunu öğrendim.

Tarafsızlık, objektif tartışılabilir. Ama şunu yapabilirsiniz: Bir habere bakarken, taraf bile olsanız, o haberin içindeki insanlardan bazılarını kalbinize daha yakın bulsanız bile, olaylar karşısında bir duruşunuz bile olsa, mutlaka karşı duruşu da görmeniz gerekir. Neden karşıda duruyor? Bunu anlamak istemeniz lazım. Olayın tamamının fotoğrafını çekmeniz lazım.

BBC “ortada durma” ya da “karşı tarafa söz verme” prensibi nedeniyle taraflar tarafından eleştiriliyor mu?

Başer örnek olarak BBC World’ün, bizzat Başbakan tarafından “Türkiye’nin içişlerine karışmak isteyen yabancı etkiler” arasında anıldığına dikkat çekiyor:

BBC Türkçe mesela, radyo yayınlarımız Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından defalarca kapatıldı. BBC Türkçe’yi yayınlayan Radyo Foreks’in 1990’larda kapatılmasının nedeni, Belçika’da yapılan bir Kürt konferansı hakkında Gazeteci Ragıp Duran tarafından yapılmış olağan bir haberdir. Haberde Kürt siyasi hareketinin de görüşleri yer alıyordu. RTÜK “şikâyet var” gerekçesi ile Foreks’i kapatmıştı. Programlarımızı yayınlayan televizyon kanalları, yaptığımız bazı haberleri yayınlamak istemediler, bazı haberlerin çıkarılmasını istediler. Bütün bunların nedeni BBC’nin “bir olayın tarafları ile eşit olarak konuşma” prensibidir.  Gezi olayları sırasında program ortağımız NTV ile sözleşmemizin iptal edilmesinin nedeni de budur.

Türkiye’de kimsenin, Güneydoğu’da olup biteni serbestçe yazamadığı 1990’larda BBC Türkçe’nin yayınları rahatsızlık yaratmıştı. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir olayın taraflarına nasıl yaklaşıyorsan, Türkiye’deki taraflara da, hükümete, muhalefete de aynı şekilde bakmaya çalışıyorsun. Ama Türkiye’de medyanın yapmadığını yapamaya çalışınca, tek başına olduğun için apaçık ortaya çıkıyor.

Peki BBC “tarafsız” mı?

Başer’e göre BBC, taraflara mikrofon uzatsa bile pek çok konuda eleştiriliyor:

“Örneğin ‘Siz Filistin olaylarında tarafsız değilsiniz’ deniyor. Ben bu eleştirilerin dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Bence yeterince alınmıyor. Örneğin yine bu konuda bir yıl içinde yapılan haberler hakkında yapılan anketlere bakıldığında, Filistin meselesine İsrail bakış açısının daha fazla yansıtıldığına dair sonuçlar elde edildi.
Filistin’deki olaylar hep karşılıklı yaşanıyormuş, eşit, simetrik bir durum varmış gibi yansıtıldı. Oysa bir taraf kuşatma ve ambargo altında. Bir tarafta kırık dökük roket, diğer tarafta savaş uçakları… Nereden bakarsanız bakın asimetrik bir tablo. Ve olay kamuoyuna bu asimetrikliğiyle yansıyamadı.

Tek tek bakıldığında bir yayın kuruluşu, BBC, son derece dengeli, objektif ve adil olabilir. Ama büyük lobilerin, büyük etki grupların, büyük siyasi meselelerin devreye girdiği konularda olay farklılık kazanabiliyor.

Söyleşinin tamamını yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Kumru Başer

1960 Washington doğumlu. Ankara ve İstanbul’da büyüdü. Gazeteci ya da astronot olmak istiyordu gazeteci olabildi. 1976’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandı. Aynı yıl Vatan gazetesi Ankara bürosunda çırak muhabir olarak çalışmaya başladı. Mesleği 1979-80 yıllarında “Halkın gazetesi Demokrat“ta sayfa editörü ve muhabir olarak sürdürdü. Gazetesi 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda kapatıldı yönetici ve yazarları tutuklanıp yargılandı. 1988-2010 arasında 22 yıl Londra’da BBC Dünya Servisi’nde, ağırlıkla BBC Türkçe yayınlarında radyo ve internet haberciliği alanlarında çalıştı. 2000’de London School of Economics’de uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yaptı. 2010’dan bu yana ise serbest gazeteci olarak çalışıyor.


Programa katılanlar

Tuncay Bayram, Şafii Çelik, Erdal Erçetin, Gökçe Koçyiğit, Abidin Önder Öndeş, İbrahim Vahab, Mehmet Yeşilmen, Güventürk Görgülü, Ahmet Şık, Gökhan Tan

Sosyal medya kurumsal medyanın yerini tutar mı?

Dünyanın en büyük habercilik zirvelerinden biri olan ve bu yıl onikincisi Fas'ın Marakeş kentinde düzenlenen News Xchange Konferansı'nda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü (Bilgimedya) gazeteciliğin geleceği üzerine bir sunum yaptı.

Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından düzenlenen ve Eurovision tarafından organize edilen konferans her yıl değişik bir ülkede gerçekleştiriliyor. Bu yıl ilk kez dünya çapında sadece iki medya okulundan öğrencilerin davet edildiği konferansa ABD’nin önemli gazetecilik okulu Missouri School of Journalism ve Türkiye’den de Bilgimedya katıldı.

CNN International’ın önemli ekran yüzlerinden Christiane Amanpour'un açılış konuşmasını yaptığı konferansa Bilgimedya, gazeteciliğin geleceği üzerine hazırladığı beş dakikalık bir filmle katıldı. Kısa filmin birinci bölümünde Türkiye’de gazeteciliğin bugünkü durumuna, ikinci bölümde ise gazeteciliğin geleceğine yer veriliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi, Televizyon Haberciliği ve Programcılığı (TVRP) programından Cem Hakverdi, Berkay Ömür ve Eda Yorgancıoğlu tarafından hazırlanan film, Bilgimedya öğretim üyeleri Prof. Dr. Aslı Tunç, Yrd. Doç. Dr. Itır Erhart ve konferansın organizatörleri arasında yer alan Sam Dubberley’in katkılarıyla son haline getirildi.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Christiane Amanpour çok kısa da olsa Gezi olaylarına değindi. “Beni Türk medyasının soramadığı soruları politikacılarına sorduğum için alkışlayan insanlar olduğunu biliyorum ancak en az onlar kadar büyük bir kitle de benim hapiste olmamı istiyor. Bunu da biliyorum” dedi. Amanpour Yunanistan’da yerle bir olan kamu yayıncılığından, Sri Lanka’da öldürülen gazetecilere, Obama’nın haberciler için nasıl bir düş kırıklığı olduğundan, Suriye’deki zor gazetecilik koşullarına uzanan etkileyici bir konuşma yaptı. Sosyal medyanın kurumsallaşmış haberciliğin yerini tutamayacağını ifade eden Amanpour, patronların öncelikle gazeteciye yatırım yapmaları gerektiğine de dikkat çekti.
Amanpour'un yanısıra internet medyasının güçlü temsilcileri Huffington Post'un CEO'su Jimmy Maymann ve Reddit'in Genel Müdürü Erik Martin de konuşmacılar arasındaydı. Jimmy Maymann habercilik sektörünün küresel bir paradigma değişikliği içinde bulunduğunu ve bu nedenle yeni habercilik modelleri ve işbirliği olanaklarını tartışmanın her zamankinden daha önemli olduğunu vurguladı.  

Hikâye anlatıcılığının geleneksel olmayan yolları” başlıklı bir sunum yapan Erik Martin ise Reddit gibi toplulukların, haberciliğin ve haber alma biçimlerinin değişiminde önemli rol oynayacağını ifade etti. Bugünün haber tüketicisinin biraz müstehzi fakat son derece umutlu ve son derece meraklı olduğunu vurgulayan Martin, giderek büyüyen izleyici kitlesinin, haber süreci içinde kendi sesinin de yer alacağı güvenilir haberler talep ettiğini söyledi: “Herkes görüşünü ifade etmek istiyor ama diğer yandan da tarafsız bilgiye gereksinim duyuyor.”

BBC’den CNN’e, El Cezire’den Reuters’a kadar dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarının katıldığı konferans, 15-18 Kasım arasında kanal yöneticileri, gazeteciler, bağımsız haberciler, program sunucuları, blogculardan oluşan yaklaşık 500 kişiyi bir araya getirdi. Haberciliğin geleceği üzerine sunumların ağırlıkta olduğu konferansta Bilgimedya'nın filmi üzerine de oldukça hararetli tartışmalar yaşandı. Filmin tamamını yukarıdaki video bölümünden izleyebilirsiniz.

'Kızlı erkekli' sabahladılar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı öğrenci evleri ile ilgili tartışmaların baskıcı bir denetim politikasına dönmesine karşı eylemler sürüyor. Türkiye’deki birçok üniversitede protesto gösterileri yapan Öğrenci Kolektifleri üyeleri dün de İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nin Fındıklı kampusunda “kızlı erkekli sabahlama” eylemi yaptı. Çeşitli üniversitelerden yaklaşık 500 öğrencinin katıldığı ve bazı sanatçıların da destek verdiği eylemde kadın ve erkek birlikteliğinin sadece cinsellikten ibaret olmadığına dikkat çekildi.

'Hedef dindar gençlik'

Öğrenci Kolektifleri adına yapılan açıklamada AKP’nin gençliğe adeta savaş açtığı belirtilerek, iktidarın çizdiği sınırlar içerisinde yaşamaya zorlanan dindar bir gençlik profili için çalışıldığı söylendi. Cinsiyetçi söylemler üzerinden yürütülen politikaların daha çok kadın öğrencileri hedef aldığı belirtilen açıklamada, “Başbakan, Gezi direnişleri sırasında ‘yoldan çıkmış gençler’ diye nitelediği bizleri kendini yoluna sokmaya çalışıyor. AKP hükümetinin cinsiyetçi, kadın düşmanı politikalarına zaten yıllardır şahit olmaktayız. Biz burada bu etkinliği yaparak hükümetin politikalarına boyun eğmeyeceğimizi göstermek istiyoruz. Biz kadınla erkeğin bir araya gelince yapacakları tek şeyin cinsel birliktelik ya da terör eylemi olmadığı gerçeğini bu gece gösteriyoruz” denildi.

'Kadın bedeni üzerinden siyaset'

Gece boyunca konuyla ilgili birçok öğrencinin görüşünü alan HaberVs’ye konuşan, İstanbul Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi bir kadın, erkek arkadaşıyla yaşadığı için büyük endişeler yaşadığını belirterek: “Bir baskından sonra ailelerimizi aradıklarında erkek arkadaşımın hayatında çok bir değişiklik olmayacak ama benim hayatım daha bir baskılı ve kısıtlamalı hale gelecek. Kadınların bedeni üstünden oynanan oyunlardan biridir bu. Üniversite gençliğine Gezi sonrası yapılan baskılar her geçen gün artıyor” dedi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü öğrencisi başka bir genç ise bu tip söylemlerin AKP için sıradanlaştığını ifade ederek, “Özel yaşama müdahale ve kadın bedeni üzerinden siyaset yapmak AKP’nin önceki politikalarından çok farklı bir durum değil. Kürtaj yasağı, içki yasağı, 3 çocuk yapın telkinleri ve şimdi de kızlı – erkekli yaşama polemiği. Aslında biraz ironik bir şekilde, kendimizi ihbar edermişçesine gerçekleştiriyoruz bu eylemi. Biz öğrencilerin yaşam alanı olan kampüslerde ve evlerimizde söz söyleme hakkı bizimdir” diye konuştu.

Geceye katılan Avukat Can Atalay da gece polisinveya başka bir kamu görevlesinin “kızlı erkekli kalıyor musunuz” sorusuyla kapıyı çalması durumunda kesinlikle açılmamasını tavsiye ederek, “Gelenlere, çok istiyorlarsa kapıyı kırmalarını söyleyin ki herkesin niyeti belli olsun” dedi.

Kızlı erkekli sabahlama eyleminde kampusun bir tarafında konser, tiyatro, film gösterimi, dans gibi çeşitli etkinlikler yapılırken diğer taraflarında ise evden tüp getirip makarna yapan ve kitapları ile ders çalışan öğrenciler dikkat çekti. Gezi direnişine şarkılarıyla destek veren çeşitli şarkıcı ve grupların da katıldığı eylemde Başbakan Erdoğan, Egemen Bağış, Suat Kılıç, Kadir Topbaş ve Melih Gökçek’in fotoğraflarının yerleştirildiği dart tahtası ise gecenin en ilgi gören bölümüydü.

Bilim mi ticaret mi?

Profesör Serdar Değirmencioğlu, Doğuş Üniversitesi’nde Psikoloji Bölüm Başkanı olarak göreve başlamasından 40 gün sonra, geçen Ekim ayı sonunda işten atıldı. Üniversite yönetiminin iddiasına göre Değirmencioğlu, “İki aylık deneme süresi” içinde performansından memnun kalınmadığı için işten çıkarıldı. Bu gerekçenin yapılan hukuksuzluğa bir kılıf olduğunu belirten Profesör Değirmencioğlu ise üniversite yönetiminin gerekli yeterlilikleri sağlamadan psikoloji bölümüne yüksek lisans öğrencisi alınmasına onay vermediği için işten atıldığını söyledi. Üniversite yönetimi ise iddialarla ilgili sorulara yanıt vermedi.

VİDEODA: Doğuş Üniversitesi’nde 4 Kasım’da Prof. Dr. Serdar Değirmencioğlu için yapılan eylem ve Türk Psikologlar Derneği Genel Başkanı Gökhan Malkoç‘un okuduğu basın açıklaması

Mevzuata aykırı program

Doğuş Üniversitesi’ndeki kriz, geçtiğimiz yaz Beykent Üniversitesi’nin okulu satın almasıyla başladı. Sadece iki akademisyenin kaldığı bölümün başkanlığına, eğitim yılı başlamadan önce eğitim kalitesinin artırılacağı ve sorunların çözüleceği teminatıyla  Değirmencioğlu getirildi.

Üniversite yönetimi, bölümde lisans eğitimi için bile eksik olan akademisyen kadrosunu kurmaya çalışan Değirmencioğlu’na danışmadan, öğretim üyesi eksikliği nedeniyle öğrenci alınmaması gereken Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’na öğrenci alma kararı aldı.

Değirmencioğlu programın açılması için gerekli olan öğretim elemanı bulunmadığını söyleyerek karara itiraz etti. Yüksek lisans eğitimi verilebilmesi için klinik psikoloji alanında uzman en üz üç öğretim üyesi bulunması gerekirken Doğuş Üniversitesi’nde sadece bir kişinin olduğunu söyleyen Değirmencioğlu’na akademisyen eksiğinin giderileceği söylenerek programı açması istendi. Ancak Rektör Ahmet Nuri Ceranoğlu’nun bu eksikliği, klinik psikolog ile değil psikiyatr ile doldurmaya kalktığı ortaya çıktı.

Öncelik eğitim değil para

Açılacak yüksek lisans programına yüksek paralar ile çok sayıda öğrenci alınacağının hesaplandığını belirten Değirmencioğlu HaberVs’nin sorularını şöyle cevapladı:

“Mütevelli Heyeti’nin mevzuattaki gereklilikleri yerine getirmeden programa öğrenci alma isteğine Rektör Ceranoğlu hiçbir şekilde itiraz etmemişti. Programa öğrenci alınması sanki üniversitenin en önemli gündem maddesi oldu. Rektör bizzat klinik psikolog bulunmasıyla uğraşmaya başladı. Bulmak zorundaydı çünkü patronlar programa öğrenci alınmasını, yani para kazanılmasını istiyordu. Ancak kimseyi bulamadılar.”

“Bunun üzerine psikiyatr ile çözüm yaratılmak istendi. Kimseye danışmadan bir psikiyatr için ilan verildi. Almak istedikleri kişiyle ne bölüm başkanı olarak ben, ne de bölümden kimse herhangi bir görüşme yapmamışken bu kişinin başvurusunu işleme soktuklarını öğrendik. Bu acele patronların acelesi. Alınacak kişinin klinik psikolog olup olmadığı önemli değil; üniversiteye para kazandırıp kazandırmayacağı önemli. Bölüme alınacak psikiyatrın iş başvurusunun işleme sokulduğu 24 Ekim günü ben işten çıkarıldım.”

İşten atılmasının gerçek nedeninin eğitimin giderek daha da ticarileşmesi ve neoliberal ekonomi politikalarına teslim edilmesi olduğunu belirten Değirmencioğlu, “Sadece kâr odaklı hareket eden özel üniversitelerde artık sadece daha çok para kazandıracak yollar deneniyor. Psikoloji Bölümü’ne yapılan baskı, mevzuata aykırı olarak yüksek lisans programına öğrenci alma girişimi de tamamen bu anlayışla ilgili. Eğitimin niteliği, akademisyenin yeterliliğiyle ilgili sağlam bir bakış açısı yok. Bu nedenle de akademik kadrolar üzerinde giderek daha çok baskı kuruluyor. Sadece daha çok para kazandırması isteniyor. Bunu yerine getirmek istemeyenleri ya da yerine getiremeyenleri de işsiz bırakıyorlar. İş güvencesi olmayan, korku düzeninin baskın geldiği akademik ortamlarda haftada otuz beş saat ders yapmak zorunda bırakılan akademisyenlerin bilimsel üretim yapması neredeyse olanaksız” dedi.

Az insanla çok iş

Her ne kadar ana akım medyada haber olamasalar da son dönemde çeşitli özel üniversitelerdeki akademik kadrodaki çalışanların yaşadıkları hak ihlalleriyle ilgili eylemler yaptığını, çeşitli örgütlenmelere gittiğini anımsatan Değirmencioğlu, “Özel üniversiteler, bir gider kapısı olarak gördükleri akademik kadroyu dar tutarak az insanla çok iş yaptırmaya çalışıyor. Bunun son örneğini bizzat kendim yaşadım. Olmayan bir akademik kadroyla yüksek lisans programı açmaya çalışan bir üniversite var. Hem de olabildiğince çok öğrenciyi hiçbir sınırlamaya tabi tutmadan programa kabul eden bir üniversite. Bunun anlamı, lisans öğrencilerine ‘Seni adam yerine koymuyorum’ ya da ‘benim için öğrenci değil müşterisin’ demektir. Piyasanın her şeyi belirlediği anlayışın en yaygın olarak kullanıldığı alanlar ise özel üniversitelerdir. O yüzden bu üniversitelerde kaçınılmaz olarak eğitim ya da kalitesi değil sadece para konuşuluyor” diye konuştu.

Performans yetersiz ama ders verebilir

İki aylık deneme süresi içinde “memnun kalınmadığı” gerekçesiyle, eğitim yılı başladıktan sonra işten çıkarılmış olmasına rağmen yönetimin saat ücreti karşılığında ders verme teklifinde bulunduğunu söyleyen Değirmencioğlu’nun dersleri boş geçiyor. Öğrencileri, hocalarının haksız biçimde işine son verilmesini protesto etmek ve Değirmencioğlu’na destek vermek için Doğuş Üniversitesi’nin Kadıköy Acıbadem kampusunda eylemler de yaptı. Öğrenciler yolu trafiğe kapatırken, sınıfta yapılamayan ders eylem alanında yapıldı. Öğrenciler adına yapılan açıklamada, Psikoloji Bölümü’nün 11 kişilik kadrosundan baskılar nedeni ile geriye sadece iki akademisyenin kaldığı, yeni işe başlayan üç kişiden biri olan Serdar M. Değirmencioğlu’nun işten çıkarılması ile kadronun yine eksilmeye başladığı belirtildi. Bölüm kadrosu zayıflatılırken, diğer yandan bölüme psikiyatr alınmak istendiği vurgulandı. Üniversitelerin ticarethane, öğrencilerin de müşteri olmadığını belirten öğrenciler bölüm üzerindeki baskılara son verilmesini ve Değirmencioğlu’nun işe iade edilmesini talep eti.

Serdar Akinan 'Yeni bir medya modeli için imza attık'


Vagus.tv adresli internet televizyonu ve haber portalının kurucusu gazeteci Serdar Akinan, Türkiye'de ilk kez çok ortaklı, editoryal bağımsızlığı ve bir sermaye grubuyla ilişkilendirilemeyeceği garanti altına alınmış bir medya oluşumu için imza attıklarını açıkladı.

HaberVs'nin gündem toplantısına konuk olan Akinan, yaklaşık bir saat boyunca sosyal medya, gazetecilik, yeni ve bağımsız iletişim modelleriyle ilgili HaberVs muhabirlerini sorularını yanıtladı.

Serdar Akinan, yurtiçi ve yurtdışından Türkiye'de yaşanan ifade özgürlüğü sorunsalı çerçevesinde biraraya gelen bir grup ortağın öncülüğünde hayata geçirdikleri yeni medya modelinin tüm ayrıntılarını ilk kez HaberVs'de paylaştı.

Sohbet sırasında ana akım medyada yaşanan sansür ve otosansürün boyutları konusunda örnekler de veren Akinan  “Haberciliğin geleceği ne olacak” sorusuna da “İyi şeyler olacağı konusunda çok umutluyum” yanıtını verdi.

HaberVs'nin Santralistanbul'daki haber merkezinde gerçekleştirdiğimiz ve medya konusuna ilgi duyan herkesin için son derece keyif verici bu sohbetin tamamını yandaki videodan izleyebilirsiniz.

Serdar Akinan kimdir?
1968 doğumlu. 1987’de Milliyet gazetesinde 17 yaşında gazeteciliğe başladı. Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. İlk özel televizyon Star'da televizyon haberciliğine adım attı. 1992 yılında görüntülü haber dalında iki ayrı birincilik ödülü aldı. Haber programı 32. Gün'de görsel yönetmenlik, muhabirlik, kameramanlık yaptı. Daha sonra Star TV'nin Washington temsilcisi oldu. Türkiye'ye döndükten sonra CNN Türk, NTV ve Habertürk'ün kuruluşlarında yer aldı. SkyTürk kanalının kuruluşunda rol aldıktan sonra bu kanalın genel yayın yönetmenliğini yaptı. Akşam gazetesinde köşe yazarıydı. İşten çıkarıldıktan sonra Mayıs 2013'te Vagus.tv adında bir haber portalı kurdu.

 İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü öğrencilerinin hazırladığı HaberVs, medya, gazetecilik ve habercilik üzerine gerçekleştireceği haber merkezi sohbetlerini bundan sonra da SohbetVesaire adıyla sürdürecek.

Programa katılanlar

Serdar Akinan, Güventürk Görgülü, Gökhan Tan, Dilara Kılıç, Memet Yeşilmen, Gülcan Adar, Ömer Bilcanlı, Derya Güre, Dilara Kılıç, Gökçe Koçyiğit, Volkan Öner, Alp Öztürk,

Vatandaşa gözaltı gazeteciye cop

Ahmet Atakan'ın 9 eylül gecesi Hatay'da hayatını kaybetmesini protesto etmek için dün akşam saatlerinde, Taksim'de toplanan vatandaşlar yine polis müdahalesiyle karşılaştı.  Polisin, İstiklal Caddesi ve Beyoğlu sokaklarında çok sayıda kişiyi gözaltına aldığı olaylar sırasında pek çok kişi polisin attığı plastik mermiler ve polis coplarıyla yaralandı.

Saat 21:45'te İstiklal caddesi üzerinde bir vatandaşı göz altına almak isteyen sivil ekipler, vatandaşın yakınları ve çevrede bulunan diğer insanların tepkisiyle karşılaştı. Bunun üzerine göz altına alınan kişi yaka paça polis otobüsüne götürüldü. Bu esnada olayı görüntüleyen foto muhabirleri ve polis arasında arbede yaşandı. Sivil polislerin tartakladığı, çevik kuvvetin copladığı gazeteciler duruma tepki gösterdi.

Gezi direniş korosundan “beraber” şarkılar

Taksim Meydanı'nda 11 Haziran günü ve gecesi yaşanan polis saldırısı ve çatışmaların ardından dün sabah saatlerinden itibaren meydanda sükunet vardı. Akşam saatlerinde ise iş çıkışı Gezi Parkı'na gelen direnişçilerle birlikte ortam hareketlenmeye başladı. Meydanda bulunan polislerden zaman zaman müdahale sinyalleri gelse de bazı direnişçilerin polisle konuşması sonucunda müdahale olmayacağı anlaşıldı.

Diğer yandan Ankara'da Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Nil Eyüpoğlu, Kutluğ Ataman, Ahmet Mümtaz Taylan gibi isimlerle yaptığı görüşme sonrasında Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik'ten açıklama geldi. Çelik açıklamasında Gezi Parkı'na Topçu Kışlası yapılması konusunun referanduma götürülebileceğini, bu konunun AKP Merkez Yönetim Kurulu'nda tartışılabileceğini söyledi. 

Açıklamaların ardından direnişçiler arasında ve Twitter'da yoğun bir referandum tartışması başladı. Bu sırada Taksim Meydanı'na bir kuyruklu piyano getirildi. Piyanist Davide Martello tarafından çalınan piyanoyla önce Atatürk anıtı önünde, daha sonra da Gezi Parkı merdivenlerinin hemen başında şarkılar söylendi.

HaberVs Görsel Haberler Editörü Ertan Önsel tarafından Atatürk Anıtı önünde kaydedilen videoların ilkinde, “Yiğidim Aslanım“, ikincisinde “Bella Ciao” (Çav Bella) sonuncusunda ise “1 Mayıs Marşı“nı Gezi Direniş Korosu'ndan dinleyeceksiniz. Videolarda direnişçilerin yanısıra anıtın önünde bekleyen çevik kuvvet polisleri de konseri dinlerken görülüyor.

“Yukarıyı koruma misyonunu kim vermiş buraya?”

Yaklaşık bir haftadır devam eden Gezi Parkı eylemleri Gezi Parkı'nda şenliğe dönüşmesine rağmen Türkiye'nin, hatta İstanbul'un değişik yerleri direnişçi-polis çatışmalarına sahne oluyor.

4 Haziran akşamı Antakya, İzmir, Dersim gibi illerden çatışma haberleri gelirken Gezi Parkı'nın çok yakınında Taksim’in aşağı tarafında yer alan İnönü Caddesi'yle Dolmabahçe Gazhane Caddesi'nin kesiştiği bölgede de sert bir çatışma yaşandı.

Ancak diğer çatışmalardan farklı olarak bu kez bu kez olay yaşanmaması için polis amirleri göstericilerle konuşma taleplerini basın mensupları vasıtasıyla göstericilere iletti. Polis ve eylemciler arasında yapılan görüşmeler  sonucunda iki taraf yaklaşık bir saat boyunca olay yaşanmaması için oldukça tedbirli davrandı.

Yapılan görüşmelerdeki diyaloglar, eylemcilerin polise, polisin de eylemcilere bakış açısını yansıtan önemli ipuçları taşıyordu. Direnişçilerin, görüştükleri  polis amirine “Biz burada yukarıyı sizden koruyoruz” sözlerine karşılık polis amirinin “Kim verdi size bu misyonu” sorusu, daha sonrasında eylemcilerin “Biz sizi düşündüğünüz için söylüyoruz” demesine karşılık amirin “Ne demek istiyorsun” diye sorması, aslında devletin ve halkın birbirini anlama konusunda nasıl bir güçlük yaşadığının en iyi göstergesi.

Yaklaşık bir saatlik bekleyiş sonunda eylemciler polisin bulunduğu yere yaklaştılar ve polisler dört sefer eylemcileri barikata doğru geri çekilmeleri yönünde uyardı. Polis yaptığı son uyarıda on dakikalık bir süre verdi ve eğer geri çeklimezlerse müdahale edeceğini anons etti. Bunun üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Ardından göstericilerden biri TOMA’lara doğru yürümeye başladı, birkaç kişi eylemciyi durdurmaya çalıştığı sırada polis müdahalesi geldi ve göstericilerin üzerine su ve biber gazı sıkıldı. (Aşağıdaki video)

Aşağıdaki videoda ise İnönü Caddesi’nden Gümüşsuyu yönüne doğru kaçan göstericilere polisin plastik mermi atması görülüyor. Tabii burada da plastik mermi kullanımının gerekli olup olmadığının konunun uzmanlarınca ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.  


Videodaki görüşmenin tam metni

Eylemci: Bu halk, siz buradasınız diye burada, Onun  dışında niye dursun burada. Taksim’e çıkıyor herkes. Taksim’de gezi parkında duruyor.

Eylemci: Biz lider değiliz abi , biz nereye gitsek onlar oraya gelecek diye bir şey yok yani. Herkesin kendi kafası yani anlıyor musun?

Amir: Çıksın Taksim Gezi parkına

Eylemci:  Polis eve gidecek biz de eve gidecez

Eylemci: Sen burdasın diye duruyolar zaten. Bunun anlamak istemiyorsun galiba. Sen burdasın diye bak bu kadar insan konuştuğumuz için kaç kişi geldi buraya

Amir: Ya! Bir şey yok zaten, akşama kadar aynı şey.

Eylemci: Biz sabaha kadar duracak mıyız böyle?

Amir: Konuşuyorsunuz, gidiyorsunuz konuşuyorsunuz gidiyorsunuz.

Eylemci: Ee tamam  sen 2 gün önce burda değildin, burda kaç kişi vardı? Ben kaç günden beri burdayım. Dün geldim, bu kadar insan buraya indi.

Amir: Tamam biz de diyoruz ki Taksim’e…

Eylemci: Bunların amacı sen buraya geleceksin diye yukarıyı korumak. Bu. Bu kadar insan yukarıyı koruyor.

Amir: Ya Allah Allah yukarıyı koruma misyonunu kim vermiş buraya?

Eylemci: Herkes birbirine verdi abicim burda. Birinin birine vermesi gerekmiyor ki burada

Amir: Olur mu canım ya! Herkes niye buraya geliyor?…

Eylemci: Sizden mi izin alması gerekiyor amirim?

Eylemci: Bi dakka bi dakka dur! Abicim bir şey söyliycem, burda kimsenin başı yok herkes birbiriyle dayanışma içinde

Eylemci: (Size) bu görevi kim verdi?

Amir: Neyi?

Eylemci: Gezi parkı için görevi kim verdi? Gezi parkını koruma görevini?

Amir: Biz devlet memuruyuz.

Eylemci: Ee tamam abi, biz de halkız, özgürüz

Eylemci: Ee tamam ben de halkım, özgürüm.

Amir: Kim verdi o görevi?

Eylemci: Tamam kimse vermedi.

Eylemci: Biz kimseden emir almıyoruz abi. Halk kendi iradesiyle hareket ediyor.

Eylemci: Kimse kimse kimseye emir vermiyor burda

Amir: Evet arkadaşım bak  bizim üzerinde duracağımız husus, biz kendimiz karar veriyoruz ve söylüyoruz.

Eylemci: Biz de kendimiz karar veriyoruz.

Eylemci: Tamam abicim…

Amir: Ee tamam konuşmaya gerek yok kardeşim… Konuşmaya gerek yok.

Eylemci: Bizim için hava hoş, biz burda da bekleriz orda da bekleriz. Bu kadar insan bekler.

Amir: Tamam. Tamam kardeşim.

Eylemci: Biz sizin iyiliğiniz için söylüyoruz durmayın burda.

Amir: Nasıl bizim iyiliğimiz için söylüyorsun?

Eylemci: Durmayın burda.

Amir: (Sinirleriyor) Nasıl iyiliğimiz için? Ne demek istiyorsun? Anlamadım.

Eylemci: Sataşma ya da kavga için demiyorum sana. Sen burda duruyorsun bu kadar insan da burda duruyor.

Eylemci: Demek istiyor ki aramızda provokatörler var.

Amir: Sen benim iyiliğim için derken ne demek istiyorsun kardeşim?

Eylemci: Bak usta! Sen burada durmasan bu kadar insan da burada durmayacak zaten.

Eylemci: Burda durmanızın maksadı ne onu merak ettik yani.

Amir: Kardeşim gidin, gidin..Tamam konuşacak bir şeyler kalmadı. Konuşacak bir şey yok.

Eylemci: Ee yani burada duruyorsun tamam sen de güvenliği sağlamaya çalışıyorsun, biz de kendi aramızda

Eylemci: Bir yerde çözüme ulaşılmayacak…

Amir: Tamam…

Başka bir Polis: Trafiği kapatıyorsunuz arkadaşlar, o yüzden burdayız.

Eylemci: Arkadaşlar! Geri! Tamam geri! TOMA’nın oraya kadar gelmeyin şurda durun yeter. Yeter tamam.


Direniş kareleri

İstanbul Taksim Gezi Parkı'na 31 Mayıs cuma sabaha karşı polisin yaptığı müdahale sonrasında yaşanan ve Türkiye çapına yayılan halk ayaklanması üç gün boyunca HaberVs muhabirleri ve editörleri tarafından İstanbul'da değişik noktalarda izlendi. >Aşağıdaki fotoğraf ve videolarda İstanbul'da yaşananlardan küçük de olsa bir kesit bulacaksınız.

İki polis 1 dakika içinde 10 adet gaz bombası atabiliyor!
1 Haziran 2013 Beşiktaş (Video: Ertan Önsel)

Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
Polis üç gün boyunca biber gazını sınırsız olarak kullandı. İçişleri bakanlığının “konuyu inceliyoruz” açıklamasından ise henüz bir sonuç yok (Fotoğraf: Hüseyin Aldemir)

Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
Elmadağ Divan Otel'in önü (Fotoğraf: Hüseyin Aldemir)

Çarşı içinde çatışma 2 Haziran 2013 (Video: Ertan Önsel)

Fotoğraf: Gökhan Tan
Fotoğraf: Gökhan Tan
Dolmabahçe, 3 Haziran 2013 saat:02:00 polisin yoğun saldırı anı
(Fotoğraf Gökhan Tan)

Fotoğraf: Gökhan Tan
Fotoğraf: Gökhan Tan
Beşiktaş Meydanı'nda 3 Haziran 2013 sabaha karşı çatışma sonrası
(Fotoğraf Gökhan Tan)

Beşiktaş Barbaros Bulvarı, 2 Haziran 2013 (Video: Ertan Önsel)

Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
Fotoğraf: Hüseyin Aldemir
İstiklal Caddesi 31 Mayıs 2013 (Fotoğraf: Hüseyin Aldemir)

31 Mayıs 2013 Beyoğlu Mis Sokak (Video: Güventürk Görgülü)

Fotoğraf: Gökhan Tan
Fotoğraf: Gökhan Tan
Taksim Meydanı, 31 Mayıs 2013 iki fotoğraf arasında yalnızca 10 dakika var.
(Fotoğraf: Gökhan Tan)

Çin halısı > Anadolu halısı

Geleneksel Türkiye halılarının en büyük pazarı İstanbul Kapalıçarşı’daki esnafa göre Anadolu halılarının tükenmeye yüz tutmasının arkasında Uzakdoğu’dan ithal edilen ucuz ürünler var.

Esnafa göre ithal halı pazarının başını Çin’de üretilenler çekiyor. İddiaya göre Çin’de Anadolu motifleriyle üretilen kopya halıları orijinal  diye satanlar da mevcut.

Kök boya ve kaliteli yün ve iplikle dokunan Anadolu halıları, kalitesiz malzeme ve ucuz iş gücü kullanan Çin piyasasıyla rekabet edemediği için yok olma tehlikesi yaşıyor.