Emek cephesinde yeni bir şey yok…

Emek cephesinde yeni bir şey yok…

İstanbul Beyoğlu'nda Serkildoryan binası ve Emek Sineması’nı içine alan “yenileme” projesinin sahibi Kamer İnşaat, 6 Nisan'da Sinema Yazarları Derneği'ni (SİYAD) bir basın toplantısına davet etmiş ancak dernek, kendileriyle görüşülmediği gerekçesi ile bu toplantıya iştirak etmemişti.

Toplantıya katılan az sayıda gazeteci, Kamer'in sinemayı aynı yerde inşa edilecek AVM'nin 4. katına taşıyarak “koruma” kararının değişmediğini, firmanın yeni bir şey söylediğini yazmıştı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın “Kamuoyunu ikna edin” talebinin ardından “ikna” turlarına çıkan firmanın ilk girişimi de başarısız olmuştu.

Sinemacılar cevaplarını 15 Nisan'da yine Emek'in önünde verdi: Bu protesto için hazırlanan “Fetih Beyoğlu : Grand Pera 3D” filminin biletlerini yırtarak “biz bu filmi izlemiyoruz” dediler.

Fetih Beyoğlu : Grand Pera 3D

Yönetmenlik
: ???? Kolektif olarak gerçekleştirilmiştir
Yapımcılar: Ahmet Misbah Demircan, Kadir Topbaş, Ertuğrul Günay
Senaryo: Levent Eyüboğlu (Fatih Kesgün'ün katkılarıyla Ahmet Misbah Demircan'ın aynı adlı hikayesinden uyarlama)
Kurgu: Anıtlar Kurulu
Ses Tasarımı: ???
Sponsorlar: Sosyal Güvenlik Kurumu, Anıtlar Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi
Makyaj Ekibi (ya da danisma kurulu da olabilir, bilirkisiler sonucta): Dr. Suat Çakır (baş makyöz), Doç. Dr. Özlem Eren, Yard. Doç Dr. Ömer Şükrü Deniz
Yapım Şirketi: Kamer İnşaat
Dekor ve Işık: Demirören AVM
Moving Sorumlusu: Fatih Kesgün
Basınla İlişkiler: Yurdaer Erköse
Konuk Oyuncular: Bülent Eczacıbaşı, Engin Yiğitgil
Özel Efektler: Recep Tayyip Erdoğan

Bond… Eminönü'nü kapatan James Bond

James Bond serisinin 23. filmi Sky Fall'un çekimleri gerekçesiyle İstanbul'da ticaretin tarihi merkezi Eminönü, 14 gün boyunca dönüşümlü olarak yaya ve araç trafiğine kapanıyor. Uygulama 21 Nisan'da başlıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım ve Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) kararına göre Bankacılar, Sultanhamam, Büyük Postane, Arpacılar caddeleri ve Eminönü meydanına giriş yapılamayacak.

Amerika merkezli Metro Goldwyn Mayer (MGM) ve Columbia Pictures ortam yapımı filmin çekimleri sırasında esnafa,  bu uygulamadan kaynaklı zararı için tazminat ödenecek.

HaberVS muhabirleri bugün Eminönü'nde sokağın nabzını tuttu.

Yapımcı firmanın ulaştığı esnaf memnun; “Kabul etmesek de yapılacaktı. Hiç olmazsa bir para alacağız” görüşünde.

Ancak kendileriyle iletişime geçilmeyen, mağdur edildiğini ifade edenler de yok değil. 

Yeni Cami ve Mısır Çarşısı arasında yer alan, çay bahçeleri ve çiçekçilerin bulunduğu alan şubat ayında boşaltılmış ve buradaki asırlık ağaçlar da kesilmişti. Çalışmaların başlamasıyla bu alanın film ekibine tahsis edilmesi dikkatlerden kaçmadı.

Sahte bal nasıl ayırt edilir

Televizyonda yayınlanan bal reklamlarında kaliteli balın uygun fiyata sunulduğu iddia adiliyor. Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanı Bakanı Mehdi Eker, televizyon kanallarından yoğun olarak reklamı yapılan bu ürünleri incelemeye aldıklarını açıklarken, bugünkü Vatan Gazetesi’nin haberine göre satılan balların sahte olduğu tespit edildi.

Piyasada meşrubat ve çeşitli tatlıların üretiminde yoğun olarak kullanılan nişasta bazlı şekerle imal edilen sahte balların ihaleyle Silahlı Kuvvetlere dahi satıldığı belirtiliyor. Mısır şurubu ve bal aromasıyla imal edilen sahte balları insan damağının ayırt edebilmesi oldukça zor.    

İstanbul Fatih’teki balcılarda iyi kalite balın kilosu petek olarak 80 liradan, süzme olarak ise 70liradan başlıyor. Hakiki bal donduğunda tereyağı gibi bir kıvama sahip olurken, sahte bal donmuyor. İçinde şeker bulunan sahte bal hem tadıyla hem de biçimiyle kendini belli ediyor. İyi balın bir başka ayırt edici özelliği ise balın akışının kesilmeden devam etmesi.

İyi balın nasıl ayırt edilebileceğini HaberVs izleyicileri için İstanbul Fatih’teki balcılara sorduk.

“Öğrenci muhalif olmamaya zorlanıyor”

Boğaziçi Üniversitesi’nde 14 Mart akşamı düzenlenen “Korku, Kontrol, Ceza” panelinde üniversitelerde yaşanan tutuklama süreci tartışıldı.

Moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yar. Doç. Dr. Vangelis Kechriotis’in yaptığı panelin konuşmacıları Gazeteci Pınar Öğünç, Avukat Deniz Gedik, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Gambetti ve Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnsiyatifi’nden Ahmet Saymadı idi.

“Öğrenci daha radikal taleplerde de bulunabilir”

Ahmet Saymadı, tutuklu öğrencilerin yüzde 90’ının Kürt olduğunu ve BDP’de görev aldığını,  yüzde 10’luk kısmın ise sol örgütlere mensup öğrencilerden oluştuğunu söyledi: “Tutuklu öğrencilerin yüzde 90’ının Kürt olması bizi şaşırtmıyor. Ülkemizde yaşanan olaylara baktığımızda durum çok da anormal değil. Öğrencilerin, kadınların, Kürtlerin,  Alevilerin, işçilerin ortak bir mücadele ile kazandıkları yasal kazanımlar geri alınıyor. Tutuklanan bütün öğrencilerin iddianamesinde meşru eylemlere gitmek, politika yapmak, siyaset üretmek, muhalif olmak gibi gerekçeler var. Bence her zeminde her zaman için insanlar siyaset üretebilmeli, iktidara muhalif olabilmeli, hatta daha radikal talepleri de olabilmeli. Bunlar suç sayılmamalıdır. Baskı geçmişten günümüze kılıf değiştirdi. Eskiden tutuklamalarda, gözaltında kayıplar yaşanıyordu. Bugün belki o kadar kayıp yaşanmıyor ama yaptığımız birçok şey tutuklanma sebebi olarak değerlendiriliyor.”

“Öğrenci, muhalif olmamaya zorlanıyor”

Konuşmasına panelin ismini çok beğendiğini ve yaşanılan olayların ancak bu kadar iyi özetlenebileceğini söyleyerek başlayan Pınar Öğünç, yaşanan tutuklamaların, öğrenciler üzerindeki baskının yeni olmadığına, her dönem öğrencilerin üzerinde çok baskı olduğuna dikkat çekti: “Bu İttihat ve Terakki’yle başlayan bir süreçtir. O zaman da öğrenciler tutuklanır, öğretmenler tutuklanırdı. 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda durum hep aynıydı. Öğrencilerin düşünceleri, davranışları kontrol altında tutulmaya çalışılıyor, muhalif olmamaya zorlanılıyorlar” dedi.

Yeni Suçlar Yaratılıyor 

Artık insanların neden tutuklandığını, nelerin suç olduğunu da bilmediğimizi söyleyen Deniz Gedik yaşanan değişimi şöyle aktardı: “Eskiden afiş asmak bir suç değildi. Şimdilerde afiş asanlar tek tek fişlenip, daha sonra bulunup neden astıklarını soruyorlar. Hukuk bu bağlamda biraz boyut değiştirdi. AKP Hükûmeti tarafından hukuk bir baskı organı olarak kullanılıyor, terör marjinalizasyon aracı olarak görülüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne katılan öğrenciler tespit ediliyor ve haklarında soruşturma başlatılıyor. Bu etkinliğe katılmak bir kadının en doğal hakkıdır, bu gösteriye katıldığına pişman olan arkadaşlarımız var.”

Geçmişi gören hayvanlar

İstanbul Saint Joseph Lisesi Doğa Bilimleri Merkezi’nde, Türkiye’nin dört bir köşesinde 1880’den beri avlanarak tahnit edilen (mumyalanarak doldurulan) binlerce canlı sergileniyor. Son halini 1960’da alan koleksiyonda Hazar kaplanı gibi nesli tükenen ya da Akdeniz foku gibi tükenmeye yüz tutmuş türler de var. 60 memeli, 600 kuş, 7 bin 300 kabuklu, 100 adet balık, 3 bin 300 adet böcek, 1500 fosil, 3 bin mineral, 200 yumurta, 20 bin sürüngen ve 35 bin bitkinin yer aldığı merkez ülkemizdeki en büyük tahnit hayvan koleksiyonu olma niteliğine de sahip.  

Moda’daki Doğa Bilimleri Merkezi haftanın üç günü öğretmen gözetiminde yapılan tüm okul gezilerine açık. İstanbul ve Türkiye’nin “mumyalanmış”  biyolojik çeşitliğini yakından görmek isteyenler, merkezin ziyarete açık olduğu  halk günlerinden de faydalanabilir. Halka açık ilk ziyaret 31 Mart’ta.

Haydarpaşa belki?

Taksim Meydanı düzenlemesi ve Gezi parkı, Haliç Metro Köprüsü, İnönü Stadyumu, Emek Sineması, Sirkeci ve Haydarpaşa garları,…

Devam eden ya da kısa süre sonra başlayacak olan tüm bu projelerin ortak bir yönü var: İstanbul’un ortak belleğini oluşturan, tarihi mekanlar. Ancak değişmesi yönünde karar verenler bu mirasın gerçek sahiplerine,  İstanbul halkına danışma ihtiyacı duymuyor.

Haydarpaşa Garı, limanı ve çevresini kapsayan değişim projesi 2003’ten beri tartışılıyordu. Bu bölgeyle ilgili koruma amaçlı nazım imar planı 25 Kasım 2011’de İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi tarafından kabul edildi. Bölgenin turizm, kültür ve ticaret alanına çevrilmesini amaçlayan bu plan Kadıköy Meydanı ve Harem Otogarı’nı da kapsıyor. Ve dönüştürülmesi planlanan bölgede sadece Haydarpaşa’nın kapladığı alan yaklaşık 330 bin metrekare. Toplamda 1 milyon metrekareye hükmedecek projenin göz bebeği ise kentin en eski ve en görünür binalarından Haydarpaşa Garı.

Peki Haydarpaşa Garı otel olacak mı? İBB Başkanı Kadir Topbaş bu konudaki endişeleri “yanıtlarken” bile yeterince açık davranmıyor. “Gara belki kısmen bir konaklama  fırsatı verebilecek şekilde bir fonksiyon düşünülüyor” diyor, proje kapsamında 30 bin metrekarenin turizm, kültür ve konaklamaya ayrıldığı “bilgisini” verirken.

Haydarpaşa hakkında söyleyecekleri olduğuna inananlar, sorulmayan fikirlerini dile getirmek isteyen İstanbullular,  7 Mart akşamı 18:00’de bir eylem daha gerçekleştirdi; Kadıköy’den gara yürüdü. Gar önünde onları, müzikleriyle seslerine güç veren Bulutsuzluk Özlemi, Algo Ritmo Perküsyon Grubu, Okay Temiz Ritm Atölyesi ve Bandista karşıladı.

Haydarpaşa belki otel mi olacak? Yoksa -bugüne kadar olduğu gibi- halkın rahatlıkla girip çıktığı, faydalandığı bir yer olarak mı kalacak?

HaberVs, mikrofonunu Haydarpaşa’nın “sahiplerine” uzattı.

Ders zili cezaevi kapısında çaldı

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi Türkiye’de sayıları yaklaşık 600 olarak bilinen lise ve üniversite öğrencilerine destek olmak için Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nin önünde temsili ders verdi. Öğrenciler arasında İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Melda Onur da vardı.

Bakırköy Tutukevi’nin önüne kurulan temsili sınıfta içeride bulunan 21 öğrenci ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı için yoklama alındı. İlk dersi vermek üzere beyaz tahtanın önüne gelen Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nükhet Sirman bu eylemi tutuklamalarla öğrencilerin hayatlarını söndürmeye çalışanlara karşı bir ses olarak gördüğünü söyledi.

Öğrenciliğin soru sormak, sorgulamak, eleştirmek ve başka bir dünya hayal etmek olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayten Alkan ise tüm bu olanların muhalif kesimlere karşı bir kapatma ve susturma politikası olduğunun altını çizdi.

En ahlaklı ödül

Diyanet İşleri Başkanlığı, ahlaki  yozlaşmayı  önlemek için “yılın ahlaklısı ve dindarını” seçecek. Diyanet’in Strateji Raporu’nun “Ahlaki Yozlaşmaya Karşı Alınacak Tedbirler “ bölümünde yer alan madde hakkında bilgi veren Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar  “ibadet etmenin dindarlık için tek şart olmadığı mesajını vermek istiyoruz” diyor.

Özafşar’a göre bu girişim insan, kadın ve hayvan hakları, çevre gibi konulara duyarlı insanları  topluma örnek göstermeyi amaçlıyor.  “Nasıl ki ‘yılın annesi’, ‘ yılın sanatçısı’ belirleniyorsa biz de ahlaki bakımdan ismi ön plana çıkmış kişileri ödüllendirmek, takdir etmek istiyoruz” diyen Özafşar, ödülün adının belirlenmediğini belirtiyor. Özafşar’a göre bu ödül “Sosyal Yararlılık Ödülü” olabilir.

Biz de HaberVs olarak İstanbul halkına, yılın “dindarı” veya “ahlaklısı” seçimini nasıl karşıladıklarını, bu ödül için adaylarının kim olacağını sorduk.

Hrant Dink Caddesi

Video: Güventürk Görgülü

“Bu son kararla birlikte şimdi bir kez daha 19 Ocak 2007 cinayet günündeyiz” dedi Karin Karakaşlı bugün Agos gazetesine yürüyen onbinlere. Beş yıl önce bu topraklara yapılan en hakiki hainliğin tanığı Sebat apartmanının önünde.

O gün Hrant Dink’le ölmüş ama bu caddede dirilmiştik; Dink’i yolcu etmek için Sebat apartmanından Kumkapı’ya yürüyen onbinlerle.  Yıllardır görülmeyen bir kalabalıktı. O gün gelecekten umutlanmak için Dink’in arkasından yürüyüyenlerin hevesi, “bu son kararla” öldürülmek istendi.   

Onbinler, beş yıl sonra bir kez daha cinayet mahalindeydik. O günden bugüne umudun sokakta bu kadar kalabalık olduğu başka bir toplanma olmadı.

Beş yıl önceki gibi Sebat apartmanının önü yine Hrant Dink caddesiydi.

Okulda, Diyarbakırlı bir güvenlik görevlimiz var. Şişli’yi ve Sebat apartmanını ilk kez Dink cinayetinden sonra, televizyondan görerek öğrendi. Dün arayıp “Oradan her geçişimde vicdanım sızlıyor” dedi. 

Gelgelelim cinayeti “görenlerin” hiçbir yeri sızlamıyor. Dink’in katilleri korunuyor. Tıpkı Sebat apartmanına çıkan Ergenekon caddesinin Hrant Dink isminden korunduğu gibi..

Nereye kadar koruyacaksınız?

Kendinizi Hrant Dink caddesinden nasıl koruyacaksınız?

Bu Sebat'la nasıl başa çıkacaksınız?

“Bu adaletsizlikle yaşamak hepimize haramdır”

Karin Karakaşlı

19 Ocak bir anma günü değil. Hiçbir zaman da olmadı. Zaten bu topraklarda ayrı ayrı yaşatılmış ne kadar acı varsa, hiçbirinin anma günü olmadı. Herkes acısının yaşatıldığı o tarih geldiğinde, kendince, bir başına kahroldu.

Sonra 23 Ocak günü geldi. Bundan beş yıl önceydi. ‘Türklüğü tahkir ve tezyif’ten mahkûm edilen, Türk düşmanı ilan edilen bir Ermeni gazetecinin cenazesi hepimizi buluşturdu. Çünkü Hrant Dink bu ülkenin bütün acılarının dermanına talipti. Onu güpegündüz, şimdi durduğumuz bu kalabalık Halaskargazi Caddesi üzerinde sırtından vurdular. Hepimizi de o cinayete görgü tanığı kıldılar.

O cenaze gününde 1915′i, Dersim’i, Maraş’ı, Çorum’u, tekmil faili meçhulleri, ihtilalleri, olağanüstü halleri, bitmek bilmez darbe girişimlerini buluşturduk. Kompartıman usulü ayrı ayrı yaşamamız buyrulmuş ne varsa, bir kıldık. Büyük oyunu onun birleştirici ruhuyla bozduk.

Onu bir kez de öldürmediler sevgili canlar. Önce Sabiha Gökçen haberi üzerine Genelkurmay’ın bildirisiyle öldürdüler. İstanbul Valiliği'nde MİT mensuplarınca tehdit edilirken öldürdüler. Hrant Dink’i, barış yolunu gösteren yazılarından cımbızladıkları, cümlelerle “Türk düşmanı” ilan ederek öldürdüler. Her yazıya, her söyleşiye nefes tüketir, kendini izaha mecbur hissederken öldürdüler. Agos’un önünde “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir” diye bağırırlarken öldürdüler. Mahkemeden mahkemeye koşturtur, bilirkişi raporuna rağmen ısrarla mahkûm ederken ve o mahkûmiyeti onaylamakta beis görmezken öldürdüler. Kendisi yetmezmiş gibi oğlunu ölümle tehdit ederken ve kimbilir daha ona, bizlere hiç söylemediği neler neler yaşatırken öldürdüler.

Gerisi de çorap söküğü gibi geldi. Silinen telefon görüşmeleri, karartılan deliller, gizlenen bilgiler, imha edilen raporlar, başlatılmayan ya da kapatılan soruşturmalar, zamanaşımından aklanan istihbarat memurları birbirini izledi.

Başta Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz olmak üzere Ergenekon sanığı pekçok ismin daha Hrant Dink sağken, mengeneye dönüşen yargı süreci ve linç kampanyalarını hazırladıkları biliniyordu. Derken Kafes eylem planı da ortaya çıktı. Gel gör ki, bu davanın Ergenekon ile bağlantısı bir türlü kurulamadı.

Dört yanımızdan yalanlarla sardılar sarmaladılar bizi. Tam beş yıldır böyle bu. En sonunda iki kişi verdiler elimize. Bununla yetinin dediler. Yeter de artar hepinize.

Ortada zaten silahlı terör örgütü olmadığına göre onun yöneticisi ve üyeleri de yok. Ve beraat eden Erhan Tuncel’in hemen o akşam tahliyesi öyle büyük bir aciliyet ki, telaşta bir sanıkla ilgili hüküm kurmayı unutmuşlar. Tuncel şimdi ilim irfana adanmak üzere taze bir üniversite adayı. Böyle gözümüze baka baka, yangından mal kaçırır gibi verdiler bu kararı. Müdanaasızlığı da onun arkasındaki devasa korkuyu da gördük. Devlet çıplak dedik. Devlet çıplak.

İyelik eki kolay kullanılmıyor. Burası benim ülkemde bu devlete benim devletim diyebilir miyim? Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Bakanlarım, Hükümetim, Muhalefetim, Meclisim… Böyle diyebilmek için tek bir seçeneğim var. Bu kepazeliğe bir son verin artık. Yargıtay, cinayete giden süreçteki rolüne inat, bir kez de adalet adına temyiz mekânı olsun. Bunları yapmak borçtur, yükümlülüktür, şarttır. Çünkü bize yaşatılan ‘ayıptır, zulümdür, günahtır.’

Hrant Dink’i hepimiz kaybettik ama biz Ermeniler için onun kaybı takdir edersiniz ki başka bir yoksunluk. 1915′te Anadolu’da kafilelerce insan aç-susuz çölün ortasına sürülmeden önce bir Nisan günüyle 250′ye yakın Ermeni aydın Haydarpaşa Garı’ndan trenlere konup Ayaş’a sürgüne gitti. İçlerinden sadece birkaçı geri dönebildi.

Anlayacağınız önce sesimizi aldılar elimizden. Bu insanlar Osmanlı Meclisi'nde mebustu, yazardı, gazeteciydi, çevirmendi, doktordu, avukattı. Ermeni halkına hizmet kadar Osmanlılığa inanır, Meşrutiyet sonrası bayram geleceğini sanırdı. Öyle olmadı.

Bugün burada içlerinden birkaçının adını anacağım. İsmi çağrılan duyar, gelir, ‘Burada’ der: Rupen Sevag, Siamanto, Taniel Varujan, Diran Kelekyan, Yerukhan, Rupen Zartaryan, Hampartsum Boyacıyan, Sımpad Pürad, Khyan Parsekhyan, Krikor Zohrab… Hrant Dink bu aydınların son halkasıdır. O yüzden de 2007, 1915′e geri ışınladı hepimizi. Demek hâlâ hakkıyla Ermeni ve bir o kadar da yurtsever olan bir insanı öldürmek bu kadar kolaydı. Bu kadar mübahtı.

Tarihi inkâr ede ede geldik bu noktaya dayandık. Şu kaldırıma dikilen taş, Hrant Dink kadar diğer bütün susturulmuş aydınların ve isimsiz mezarsız kurbanların da simgesi olsun.Bu son kararla birlikte şimdi bir kez daha 19 Ocak 2007 cinayet günündeyiz. Hrant Dink operasyonlarla daraldığımız, komplolarla bunaldığımız bugünlerde özellikle yanyana görmek isterdi hepimizi. Anlaşılan o ki koca bir devlet böyle bir Ermeni vatandaşının yaşamıyla da ölümüyle de ne yapacağını bilemedi. Şimdi biz ona öğreteceğiz hep birlikte demek ki.

Dosya kapandı diyorlar bize. Kapandı mı bu dosya? Hrant Dink dosya değil ki kapatasın, o bir yara… Artık köprüden önceki son çıkıştayız. Oradan hakkıyla geçmeden tamamlanacak ödeşme, kurulacak düş, inanılacak adalet, yaşanacak memleket yok. Öbür türlüsü sadece yalan olur ve bir gün başımıza yıkılır. Altında kalırız hep birlikte.

O yüzden gün, sadece söz söylemek değil söz vermek zamanı.

Söz verelim mi birbirimize? Bu dava daha bitmedi.

Söz verelim mi birbirimize? İnsanlık daha ölmedi.

Söz verelim mi birbirimize? Devlet daha hesabını vermedi.

Sözümüz söz olsun. Bu adaletsizlikle yaşamak hepimize haramdır. Aksi için uğraşan hepimize helal olsun.

Hrant Dink davasında karar açıklandı

Gazeteci Hrant Dink'in beş yıl önce Agos Gazetesi önünde katledilmesiyle ilgili davada karar açıklandı.

Mahkeme heyeti, sanıklardan Yasin Hayal'i cinayeti azmettirme suçundan ağırlaştırılmış  müebbet hapis  cezasına, Erhan Tuncel'i 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Ancak Tuncel'in cezası Dink cinayetinden değil, McDonald's'ın bombalanması olayı nedeniyle verildi.

Erhan Tuncel  ve diğer sanıkların örgüt yöneticiliği suçundan,  örgüt üyeliğinden ve örgüte yardım suçundan beraatine karar verildi. Böylece heyet, Dink cinayetinin ardında bir örgüt olmadığına karar vermiş oldu.

Asli faillerin bulunarak cezalandırılmasını isteyen ve başından beri duruşmaları izleyen kalabalık, Beşiktaş Adliyesi önünde tepkisini diye getirdi. Grup, kararın açıklanmasıyla Dink ailesine destek için Osmanbey'deki Agos Gazetesi'ne yürüyor.

Kararın açıklanmasından sonra Dink Ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin, bu kararın yerleşik düzenin bozulmadığı anlamına geldiğini, devletin siyasi cinayetler geleneğini sürdüğünü söyledi.

https://www.youtube.com/watch?v=hFmaw_SOrTA

https://www.youtube.com/watch?v=fmbu0kLnZ_0