Terör tanımı yoruma yol açmamalı

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz, Türkiye’deki ifade özgürlüğü konusunda Avrupa Parlamentosu'nun kaygılı olduğunu söyledi. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi dalında fahri doktor ünvanı alan Schultz, tören öncesinde HaberVs’nin sorularını yanıtladı.

Schulz, Türkiye’de yüzden fazla gazetecinin tutuklu yargılanması üzerinde hassasiyetle durduklarını dile getirerek Türkiye'deki görüşmeleri sırasında bu konudaki görüşlerini yetkililere aktardığını söyledi.

KCK davasında tutuklanan gazetecilerle ilgili olarak da Türkiye'deki  davalarla ilgili tek tek bilgi sahibi olmadığını belirten Schulz, hak ihlallerinin önlenmesi için terör tanımının yoruma yol açmayacak kadar açık hale getirilmesi gerektiğinin altını çizdi. 

Martin Shultz, Türkiye’de yargının hükümet ve polisin etkisinde kaldığı iddialarının da yeni anayasa çalışmaları çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi. İfade özgürlüğünün engellendiği konusundaki kuşkuların AB-Türkiye arasındaki görüşmeleri bloke edebileceğine dikkat çeken Schulz, güvenlik güçlerinin kendini yargıç yerine koymasının da son derece tehlikeli olduğunu vurguladı.

“Öğrenci muhalif olmamaya zorlanıyor”

Boğaziçi Üniversitesi’nde 14 Mart akşamı düzenlenen “Korku, Kontrol, Ceza” panelinde üniversitelerde yaşanan tutuklama süreci tartışıldı.

Moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yar. Doç. Dr. Vangelis Kechriotis’in yaptığı panelin konuşmacıları Gazeteci Pınar Öğünç, Avukat Deniz Gedik, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Gambetti ve Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnsiyatifi’nden Ahmet Saymadı idi.

“Öğrenci daha radikal taleplerde de bulunabilir”

Ahmet Saymadı, tutuklu öğrencilerin yüzde 90’ının Kürt olduğunu ve BDP’de görev aldığını,  yüzde 10’luk kısmın ise sol örgütlere mensup öğrencilerden oluştuğunu söyledi: “Tutuklu öğrencilerin yüzde 90’ının Kürt olması bizi şaşırtmıyor. Ülkemizde yaşanan olaylara baktığımızda durum çok da anormal değil. Öğrencilerin, kadınların, Kürtlerin,  Alevilerin, işçilerin ortak bir mücadele ile kazandıkları yasal kazanımlar geri alınıyor. Tutuklanan bütün öğrencilerin iddianamesinde meşru eylemlere gitmek, politika yapmak, siyaset üretmek, muhalif olmak gibi gerekçeler var. Bence her zeminde her zaman için insanlar siyaset üretebilmeli, iktidara muhalif olabilmeli, hatta daha radikal talepleri de olabilmeli. Bunlar suç sayılmamalıdır. Baskı geçmişten günümüze kılıf değiştirdi. Eskiden tutuklamalarda, gözaltında kayıplar yaşanıyordu. Bugün belki o kadar kayıp yaşanmıyor ama yaptığımız birçok şey tutuklanma sebebi olarak değerlendiriliyor.”

“Öğrenci, muhalif olmamaya zorlanıyor”

Konuşmasına panelin ismini çok beğendiğini ve yaşanılan olayların ancak bu kadar iyi özetlenebileceğini söyleyerek başlayan Pınar Öğünç, yaşanan tutuklamaların, öğrenciler üzerindeki baskının yeni olmadığına, her dönem öğrencilerin üzerinde çok baskı olduğuna dikkat çekti: “Bu İttihat ve Terakki’yle başlayan bir süreçtir. O zaman da öğrenciler tutuklanır, öğretmenler tutuklanırdı. 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda durum hep aynıydı. Öğrencilerin düşünceleri, davranışları kontrol altında tutulmaya çalışılıyor, muhalif olmamaya zorlanılıyorlar” dedi.

Yeni Suçlar Yaratılıyor 

Artık insanların neden tutuklandığını, nelerin suç olduğunu da bilmediğimizi söyleyen Deniz Gedik yaşanan değişimi şöyle aktardı: “Eskiden afiş asmak bir suç değildi. Şimdilerde afiş asanlar tek tek fişlenip, daha sonra bulunup neden astıklarını soruyorlar. Hukuk bu bağlamda biraz boyut değiştirdi. AKP Hükûmeti tarafından hukuk bir baskı organı olarak kullanılıyor, terör marjinalizasyon aracı olarak görülüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne katılan öğrenciler tespit ediliyor ve haklarında soruşturma başlatılıyor. Bu etkinliğe katılmak bir kadının en doğal hakkıdır, bu gösteriye katıldığına pişman olan arkadaşlarımız var.”