“Türk sineması, toplumdan daha Avrupalı”

Doğrusu Thomas Elsaesser’le röportaj yapma imkânı belirdiğinde tedirgin olmadım değil. Öyle ya, 66 yaşındaki sinema araştırmacısının bugüne kadar yazdığı kitapları üst üste koysam neredeyse boyuma yetişirdi. Elsaesser, konferans vermek için geldiği İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin konferans salonuna girdiğinde bu endişem azaldı. Koca salonda sadece 10-15 kişinin oturduğunu gördü ve “Ne güzel, biz bizeyiz” diyerek gülümsedi. Bu … Devamını oku

Aşk için neleri göze alırsın?

Uzun süredir beklediğimiz, kendisinden önce gerçek hikâyesini gazetelerden öğrendiğimiz bir film nihayet gösterime girdi. Gitmek, aşkı uğruna zorlu bir yolculuğa çıkmayı göze alan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Anlatan, bu aşkı ilk uzun metrajlı filmine konu yapan yönetmen Hüseyin Karabey. Kahramanlar ise Ayça Damgası ve Hama Ali Khan. İki aşık (oyuncu mu desem?) aşklarını bir de … Devamını oku

Ceylan’dan psikolojik aksiyon filmi!

Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü alan Üç Maymun, 2009 Şubatında gerçekleştirilecek 81’inci Akademi Ödülleri”nde en iyi yabancı film dalında Türkiye’yi temsil etmeye hazırlanıyor… Üç Maymun filminin başrol oyuncuları Hatice Aslan, Yavuz Bingöl, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal başarılı performanslarıyla dikkat çekiyorlar. Yönetmenin daha önceki filmlerinden aşina olunan kendine has “Ceylan üslubu” Üç … Devamını oku

Her şeyin bir tarihi var: Clapperboard

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Sinema endüstrisinde kamera arkasında kullanılan belki de en çekici tasarımlardan biri olan clapperboard’ların nasıl yaratıldığını, ilk kez ne zaman kullanıldığını biliyor muydunuz? İşte sinemaseverlerin merak ettiği sorunun cevabı… Clapperboard’un yaratıcısı Clapperboard, 1920’de Melbourne’daki Eftee Stüdyosu’nun prodüktörü Frank Thrinig tarafından tasarlandı. Daha sonra Leon Leon ve Matthew L. Davies tarafından geliştirilen clapperboard, çekim sonrasında … Devamını oku

Ekranın çocuk işçileri

Meltem Ürüt Televizyon dizilerinde ve reklâm aralarında son zamanlarda çocuk oyuncularla ne kadar sık karşılaştığımızı fark ettiniz mi? Neredeyse her dizi ve reklâm filminde mutlaka en az bir çocuk oynuyor. Aileler akın akın çocuklarını, oyuncu arayan ajanslara yazdırıyorlar. Peki, çocuklar bu denli göz önünde olmaktan nasıl etkileniyor ve çalışma koşulları bu “çocuk işçiler” için ne … Devamını oku

Avrupa sinema ve medyasına farklı bir bakış

Özge Özyılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Nezih Erdoğan’ın Miyase Christensen ile birlikte editörlüğünü yaptığı “Shifting Landscapes of Film and Media in European Context” kitabı Cambridge Scholar Press tarafından yayımlandı. Kitabın genel çerçevesini Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin geçtiğimiz iki yıl içerisinde İsveç Karlstad Üniversitesi Medya ve İletişim Çalışmaları bölümü ortaklığı … Devamını oku

‘Bazı çevrelerin sırtınızı okşaması başarı değil’

Bugün Kanal D’de yayınlanmaya başlayan “Yol Arkadaşım” adlı dizinin Senaryosu’nu da yazan ünlü yönetmen Çağan Irmak geçtiğimiz günlerde Colors of Bilgi Kulübü’nün davetlisi olarak santralistanbul’daydı.

“Hayatımda taktik ve başarılı olma çabası yok. İşinize taktik ve başarı çabası girerse o zaman kurallara uygun filmler yaparsınız, belirli çevreler de sırtınızı okşar, ama o da gerçek başarı olmaz” diyen Çağan Irmak, televizyonda hiç yerli dizi seyretmiyor…

Çağan Irmak’la özel söyleşimizi izlemek için videoya tıklayın…

Bilgi’deki söyleşiden notlar…

“Ulak’taki karakterlerin yeterince kötü olmadığını söyleyenler var, Kızını satan kadın, ot satan adam yeterince kötü değil mi? Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım”

Çağan Irmak kendi deyimiyle, “yüzlerle senaryo yazan” biri… Kendisini en iyi anlatan filmin “Ulak” olduğunu söylüyor. Bu çok sevdiği filminin bir diğer farkı da “Ulak” karakterinin senaryoyu yazarken yüzü olmamasıymış. Yüzüne bir anda kavuşmuş film; dublörlerden birini görür görmez “Ulak sensin” demiş Çağan Irmak. Ömer’in elinde ekmek taşıyarak beyaz sisin arasından gelmesi ise bu filmde en sevdiği sahne.

Ulak filmindeki kötü karakterler için yeterince kötü değil diyenlere ise şaşırıyor: “Kızını satan kadın ve ot satan bir adam yeterince kötü değil mi?.. Dünya bu noktaya geldiyse korkmamız lazım”

Irmak’ın mesleğiyle ilgili tek “keşke”si ilk filmi. Yayınlanmasını istemediği tek filmi, “Bana Şans Dile”. “O acemilik, ergenlik öfkesi, dünyaya ders vermekti belki de” diyor. Filmini DVD’lerin arasında gördüğünde kafasını çevirmiş. Çağan Irmak’a göre o filmin tek faydası İsmail Hacıoğlu gibi, sinemaya başarılı oyuncular kazandırması olmuş.

Türkiye’yi ağlatan filmi “Babam ve Oğlum” için “Televizyon dizisine yakın bir filmdi. Ağlatması da bilinçli bir tercihti” diyor. Aslında dizileri ve filmleri birbirinin devamı gibi. Televizyon dizisi olan ‘Çemberimde Gül Oya’ 80 darbesinde bitiyor. ‘Babam ve Oğlum’ 80 darbesinde başlıyor. Çocuğun da hayalleri bu filmde başlıyor. Ulak’ta ise hayallerin devamı geliyor.

Çağan Irmak, Türkiye’de pek kimsenin görmediği fark etmediği şeyleri, kişileri fark edip göstermeyi seviyor. Ulak’taki ayakkabıların Troya, Harry Potter gibi Hollywood filmlerinin ayakkabılarını yapan Kayserili ayakkabı ustasının elinden çıkması bunun bir örneği.

“Benim filmlerimde insanlar çok konuşuyor. Ama Türkiye’de insanlar çok konuşuyor zaten” diyor. Senaryolarını gündüz enerjisiyle yazan, sokaklardan, yolculuklardan, yüzlerden beslenen bir sinemacı Çağan Irmak. Gelecekteki en önemli projesi Ulak’ın devamını filmlerini çekip bir üçleme yapmak.


Haber: İşvecan Nur Özen

Kadın yönetmensiz sinema

Gezici Film-mor Kadın Filmleri Festivali’nin altıncısı, 10 Mart 2008 akşamı İstiklal Caddesi’nde, kadınların “sazlı sözlü” etkinliğiyle açıldı. 14 ülkeden 33 filme ev sahipliği yaptı; İstanbul’un ardından Van ve Diyarkır’da devam etti. Bu ayın sonunda, 25-26 Nisan 2008’de ise Samsun’da sona erecek. Bu yılkı teması “kadına yönelik şiddet” olan festival, Türkiye’de kadın sinemacıların sayıca çok kısıtlı olduğu gerçeğini bize hatırlattı. Biz de bu soruyu, festival düzenleyicilerine ve Gazeteci Ferai Tınç’a yönelttik.