Barroso: “Türkiye düşünce özgürlüğünü kısıtlarsa AB’ye üye olamaz”

Duygu Ertürk Başbakan Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ziyaretinin ikinci ayağında bugün İstanbul’daydı. Sabah saatlerinde kente gelen Barroso, öğleden sonra Fener Rum Patriği Barthalomeos ile görüştü. Müteakiben, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu” konferansının konuğu oldu. Konuşmasının başında küresel sorunlara küresel cevaplar bulma gerekliliğinin altını … Devamını oku

Barroso’ya protestolu karşılama

Yahya Özgür Tavlan- Asım Can Yılmaz İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sosyalist Düşünce Kulübü’ne üye öğrenciler, Santralistanbul Kampusu’nda düzenlenen “Küresel Sorunlar Platformu”na katılan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso’nun gelişini protesto etti. Avrupa Birliği’nin eşitlik, özgürlük ve demokrasi söylemlerinin gerçekçi olmadığını söylenen öğrenciler, “Tam bağımsız Türkiye” sloganları attı.

“Olay sağ – sol çatışması değil”

Aslıhan Birgül 6 Nisan Pazartesi günü Akdeniz Üniversitesi’nde sağ ve sol görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgada biri ağır 10 kişi yaralanırken 34 öğrenci gözaltına alınmıştı. Kavgada karşıt gruba silahla ateş açan ve henüz yakalanamayan Ömer Ulusoy’un kimliği ve siyasi bağlantıları günlerdir basın ve kamuoyunda tartışılıyor. Ulusoy’la bağlantısı nedeniyle MHP Genel Merkezi Antalya İl Teşkilatını feshetti … Devamını oku

GePGeNç Festivali 2008 başlıyoooorrr!

Umut Duranuduran@medyakronik.com “Komşuluk; konuşlandırmadan konuşmak, ötekilerle yolculuğa çıkabilmektir” sloganıyla bu yıl ikincisi düzenlenen GePGeNç Festivali, 11 Nisan Cuma günü başlıyor. Konferansları, sanat etkinlikleri, atölyeler ve gençlik forumuyla 10 bine yakın genci biraraya getirecek festivale Türkiye’nin dışında Almanya, Azerbaycan, Filistin, Fas, Mısır, Polonya, Sırbistan, Bulgaristan, İspanya, İtalya, İsveç, Güney Kore, Macaristan, Ukrayna, Slovenya ve Yunanistan da … Devamını oku

Santralistanbul: Bir yeniden doğuş hikâyesi


Kurgu: Ertan Önsel

Evlerin mum ve yağ kandilleriyle, caddelerin fenerlerle aydınlatıldığı bir İstanbul’u 21. yüzyılda hayal etmek oldukça güç. Fakat 1914 öncesi, yani elektriksiz İstanbul’da, havanın kararmasıyla sosyal yaşam sona eriyordu. Dahası, dışarı fenersiz çıkanlar şüpheli görüldüğünden karakola götürülüyordu. Bireysel ulaşım at ve öküz arabalarıyla, toplu taşıma ise atlı tramvaylarla gerçekleşiyordu. Avrupa şehirlerinin 1889’da tanıştığı elektrik, İstanbul’a gecikmeli olarak, Sultan II. Abdülhamit tarafından 1914’te getirildi. Şehir içinde elektrikle çalışan tramvaylar sayesinde ulaşımda büyük kolaylıklar sağlandı, evlerde elektrikli ev aletleri kullanıldı, ampulle aydınlanıldı ve daha da önemlisi, günlük sosyal yaşam süresi uzadı. 69 sene Avrupa yakasında birçok ilçeyi aydınlatan Silahtarağa Elektrik Santrali’nde 1983’ten sonra üretime son verildi.

Santral, 1991’de İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı ile tescillendi, ama İstanbullular tarafından unutuldu. 2004’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin keşfettiği eski Silahtarağa Elektrik Santrali, şimdiki adıyla Santralistanbul, kültür – sanat ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Fakat Santralistanbul’un ilk haliyle şimdiki hali arasında çok büyük farklar var. Yıkılmak üzere olan binalar güçlendirildi, ek binalar eklendi, kısaca arazi boydan boya yeniden yaratıldı. Silahtarağa Elektrik Santrali’nde bulunan eski kazan daireleri bugün, kütüphane, Çağdaş Sanat Müzesi ve Enerji Müzesi olarak kullanılıyor. Elektrik santrali zamanında kullanılan personel lokali, So Cafe, müdür lojmanı, Le Sanrale ve atölye binası da Otto isimli cafe ve restoranlara dönüştürüldü. Santralde çalışan işçiler için yapılmış lojman, restore edilerek rezidans haline getirildi. Tescilsiz konaklama üniteleri ise yıkılarak yerine eğitim binaları inşa edildi. Santralistanbul, isimli sergi, atölye ve eğitim çalışmalarıyla sanatseverlerin de ilgisini çeken bir kültür merkezi halini aldı.

Çiçekler arasındaki harabe

C. Akın Barlas
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin mimarlarından, Santralistanbul projesinin yöneticisi C. Akın Barlas, santralde geçen 3 yılını, yoğun ve uykusuz restorasyon çalışmalarını anlatıyor.

“2004 Haziranının ilk günlerinde sahaya ilk geldiğimde, terkedilmiş ve birbirinin üzerine yaslanarak ayakta durmaya çalışan endüstriyel yapıların hüzünlü görüntüsünden çok etkilenmiştim… Haliç yönünden sahaya girişte, numarası 1 olan yapının (14.1) hemen önündeki oya ağacının orta yola uzanan erguvan renkli çiçekleri arasından gördüğüm bu manzarayı hiç unutmuyorum. Daha iç kısımlara doğru ilerledikçe, bir yandan o ilkyaz sabahının pusu dağılırken, diğer yandan bir başka acımasız gerçekle karşılaştım: Yaklaşık 70 yıl hizmet vermiş, açılışından başlayarak İstanbul’un sosyal ve ekonomik yapısını doğrudan etkilemiş bu görkemli tesis, çürümeye ve adeta yok olmaya terk edilmişti.

Sonraki günlerde, biraz daha ayrıntılı bakıldığında, doğanın tahribatından çok, biz insanların bilinçsiz yaklaşım ve kararlarının bu yokoluş sürecindeki payını görebilmek mümkün olmuştu. Sökülen koca yapıların ve havai monoray sistemlerinin, dahası hatıra toplama ya da satma amaçlı koparılan, çıkarılan ve kırılan parçaların izleri akıl almaz ölçekteydi. Neredeyse sahanın tümünü kaplayan granit küp taşların üzeri yaklaşık 40 cm kalınlıktaki bitkisel toprak örtüsüyle kaplatılmıştı. O ana kadar saat gibi çalışmakta olan açık alanların genel drenaj sistemi çalışmaz duruma getirilmişti. Haliç ve çevre akarsuların temizlenmesine yönelik olarak İstanbul ölçeğinde planlanan atıksu kolektör sistemi dev borularından birinin orta yol altından geçirilmesi sonrasında oluşan taşkınlar, çelik yapıların paslanma sürecini hızlandırmıştı. O günlerde, endüstriyel yapıların dev çelik putrellerine yumrukla bastırıldığında, hamur gibi dağıldığını gözlerimle görmüştüm.

Oysa, Silahtarağa Elektrik Santralı, yıllar boyu cefakârca hizmet vermiş; dahası, tüm İstanbul’un sosyal, endüstriyel, ekonomik ve teknolojik yapısını etkilemiş, değiştirmiş ve dönüştürmüştü.

2004’te, henüz sahada hiçbir görevlinin bulunmadığı o ilk günlerde, çalışabileceğim bir oda bile yoktu. Arabanın bagaj kapağı üzerinde, dizüstü bilgisayarla notlar tutuyor ve fotoğraflar çekiyordum. Daha sonraki günlerde, getirdiğim çilingire açtırdığım eski giriş kapısının iç yanında yer alan camlı güvenlik kulübesi ilk şantiye ünitesi olmuştu.

Çevreyi şöyle anlatmak mümkündü: İlgili idare tarafından bir anlamda unutulmuş 51 ailenin yaşadığı lojmanlar, bunların sebze yetiştirdiği gelişigüzel bahçeler, onların atıklarıyla yaşamlarını sürdüren 40 – 50 kadar köpek, endüstriyel yapıların yaklaşık 3 – 4 metre derinlikteki bodrum çukurlarında, kolektörün taşmasıyla oluşmuş terassubatla dolu sulardaki dev boyutlu ‘cerdun fareleri’ ve ben…

İnşaat sürecinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, Haliç çevresinin zemin yapısından kaynaklanan olumsuzluklara ek olarak, deprem faktörünün hiç ele alınmamış olmasından dolayı, mevcut yapıların kendi strüktürel sistemlerine ilişkin eksikliklerdi. Bu durum, yürürlükteki Deprem Yönetmeliği’nin dayattığı kriterler nedeniyle, inşaat süresinin uzamasına ve özellikle de öngörülmüş bütçe giderlerinin artmasına yol açtı. Kamuya açık bir tesis olarak işlevini sürdürecek olan ve bünyesinde eğitim yapılarını da barındıran Santralistanbul projesinin tasarım aşamasında, statik ve betonarme projeleriyle güçlendirme projelerinde, Deprem Yönetmeliği FEMA versiyonu ve ‘immediate occupancy (deprem sırasında yapıda bulunanların kaçmasının gerekmemesi)’ kriterleri uygulandı.

Şu aşamada, inşaatların sürdüğü günlere kimi zaman dönerek düşündüğümde, hâlâ gözümün önünden gitmeyen en belirgin husus şu: Günde ortalama 15 – 20 kadar sorunla karşılaşılıp, bunların yüzde 80’ini çözebildiğimizde, nispeten 5 – 6 saat uyuyabilip, diğer durumda kan ter içinde sabahı zor bulduğumuz günleri anımsıyorum. Tabii böyle bir konu, Santralistanbul projesinin yalnızca sınırlı bir bölümünü oluşturan inşaat sürecine ilişkin küçük bir anı; oysa, proje genelinde Bilgi üst yönetiminin, işin kurgulanması, yasal prosedürlerinin yürütülmesi, kaynak sağlanması, nakit akışı, genel ve yerel yönetimlerle ilişkiler, tesisin açılıştan sonra yaşatılması için senaryolar oluşturulması, sponsor ve stratejik ortak sağlanması, vb. türü binlerce uğraşının yanında yalnızca devede kulak…

Bugün itibarıyla bakıldığında, bütçe kısıtları nedeniyle, açılış öncesi programdan çıkartılmış olan Kütüphane yapılarının ince inşaat ve dekorasyon işleri, 10.0 numaralı yapıyı güçlendirme ve ince inşaat işleri, Uluslararası Sanatçı Atölyeleri ve Çok Amaçlı Salon inşaat işleri ile Haliç yanındaki alanda düşünülen Etkinlik Çadırı, Çim Amfi ve Otopark ve Açık Etkinlik Alanı uygulamaları kalmış durumda.

Tamamlanmış ve yapılmamış inşaatlarıyla birlikte Santralistanbul; Cumhuriyet tarihinde, Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan (Anıtlar Kurulu’ndan) geçirilerek onay almış en büyük ölçekli projedir.

Sayın dekanlar, daha önceleri neredeydiniz?

Alper Görmüş Büyük basın gazetelerinin internet sayfaları “Flaş… Flaş… Flaş…”larının flaşlarını yarıştırarak verdiler haberi. Aralarında en heyecanlı görüneninden, Hürriyet’ten aktarıyoruz:“Türkiye çapında, Kıbrıs dahil üniversitelerin hukuk fakültesi dekanları, az önce bir toplantı yaparak bir bildiri yayınlama kararı aldılar. İşte o bildiri: “Yirmi altı hukuk fakültesi dekanının kamuoyuna duyurusudur… 1. Yargı organları, yasama organı gibi, millet adına … Devamını oku

Başörtüsü tartışmaları: Dört bildirinin tam metni

“ÜNİVERSİTEDE ÖZGÜRLÜKLER” KAMUOYUNA DUYURU1 Şubat 2008 “Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş, uygar … Devamını oku

En tuhaf “türban” yazısı

Sevgili arkadaşlar, siz çok ciddi bir kavram kargaşası yaşıyorsunuz.Yasayla anayasayı karıştırıyorsunuz. 411 adet elin kanla yazılmış bir temel metni; bir felsefeyi “sorunsuz” değiştirebileceğini varsayıyorsunuz. Felsefeci İoanna Kuçuradi’nin anayasa kavramına getirdiği tanıma bir bakalım mı önce? “Bir grup, bir başka gruptan siyasi bağımsızlığını kazandığında, yani yeni bir devlet kurulduğunda, günümüzde insanların yaptığı ilk iş, bir anayasa … Devamını oku

Türban uzantılı tartışmalar

Türban uzantılı “ortaçağ karanlığı” tartışmaları… Yeni Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in “Türkiye’nin Ortaçağ’a döndürülmek istendiği” yolundaki sözleri bazı yorumcuların itirazına yol açtı. İki yönlü bir itirazdı bu. Birincisi: Ortaçağ’ı “karanlık” saysak da, üniversitelerde başörtüsü ülkeyi oraya döndürmez. İkincisi: Ortaçağ karanlık değildir. Bu yazılardan iki örnek seçtik: Yoksa en iyisi Orta Çağ’a dönmek mi?Haşmet Babaoğlu, Vatan, 11 … Devamını oku

Üniversitelilere ‘beleş yol’

Çeviri: Duygu Ertürk Amerikan üniversitelerinde ders notu ve bilgi paylaşımı sunan yeni bir site deneme yayınına başladı. Şu anda sadece Güney Kaliforniya, Cornell ve Princeton başta olmak üzere az sayıda okulda geçerli olan uygulamayla birlikte, üniversite öğrencileri, notlarını, raporlarını, taslaklarını ve çalışma rehberlerini internet üzerinden bir forumda toparlayabiliyor ve tüm dokümanlarını forum aracılığıyla diğer öğrencilerle … Devamını oku